Anasayfa

Büyük Abant Oteli Genel Müdürü Mehmet Temel, Abant’ın markasını pekiştirmek ve yeni bir yüz kazandırmak için gerçekleştirdikleri hummalı çalışmaları gazetemize anlattı. Büyük Abant Oteli bünyesinde yapımı devam eden 850 kişilik Kongre Merkezi ile Abant’a yeni bir yüz kazandıracaklarını vurgulayan Mehmet Temel, uzun yıllar boyunca korudukları çizgileri sayesinde sürekli büyüdüklerini ifade etti. Arap misafirler için ayrı bir özen gösterdiklerine dikkat çeken Temel, yaptıkları çalışmalar ile Bolu’ya kazanç sağladıklarını belirtti.
Büyük Abant Oteli’nin halen büyümekte olmasının sırlarını genel Müdür Mehmet Temel şöyle anlattı;
“Otelimizin 850 kişilik yeni Kongre Merkezi Abant’ın yeni yüzü olacak”
“850 kişilik Kongre Merkezimizin yapım çalışmaları devam ediyor. Bizler Bolu’ya bu derece büyük bir kongre merkezi kazandırmanın mutluluğu içerisindeyiz. Son aşamaya geldik. İnşallah Ramazan Bayramı’nda açmayı düşünüyoruz. Otelimiz kongre merkezinde toplam 850 kişiye toplantı yapılabilecek. Ayrıca ana toplantı salonu ve 5 tane ayrı salon olmak üzere aynı anda farklı toplantılar da gerçekleştirilebilecek. Böyle bir kongre merkezine Abant’ın ihtiyacı vardı ve biz bu kongre merkezini yaptığımızda çevre oteller ve Bolu da kazanacak. Henüz yapım aşamasında olmamıza rağmen büyük organizasyonlar aldık ve Bolu’da bundan sonra düğün organizasyonlarında da iddialıyız. Bolu’nun ihtiyacı olan kaliteli ve elit düğünleri misafirlerimiz salonlarımızda yapabilecekler. Ayrıca doğaya uygun bir şekilde restore edilen yeni restaurantımız ile de kongre ve toplantı için otelimize gelen misafirlerimize bölgemizin en güzel lezzetlerini sunacağız” diye konuştu.
“Biz Büyük Abant Oteli olarak çizgimizi hiç bozmadık ve hep daha ileri gideceğiz”
“Öncelikle Abant’ta böyle bir toplantı salonlarına ihtiyaç vardı. Kongre ve toplantı için Abant gerçekten çok ideal bir bölge. Ulaşım, mevkii olarak iki metropolün ortasında, ulaşım çok rahat ortam olarak çok şık bir yer. İnsanlar İstanbul, Ankara gibi Büyükşehirlerden uzaklaşarak hem toplantı yapıyorlar, hem de dinleniyorlar. Salonlarımız bittiğinde yapılacak organizasyonlar sayesinde Bolu’nun daha çok gündemde olmasını sağlanacaktır. Biz Büyük Abant Oteli olarak çizgimizi hiç bozmadık ve bu sayede de hep daha ileri gittik”
“Araplar ülkelerine gittiklerinde otelimizi ve Abant’ı tavsiye ediyorlar”
“Otelimiz şu anda tam doluluk oranında seyrediyor ve %75 Ortadoğu pazarı %25 iç pazar var. Biz her sene gelen yabancı turist sayımızı katlayarak devam ediyoruz. Otelimizde kalan Araplar ülkelerine gittiklerinde otelimizi ve Abant’ı tavsiye ediyorlar. Otelimiz Ortadoğu pazarına önem vermektedir. Çünkü yaz sezonunda bulunduğumuz bölge Türk misafirler açısından pek tercih edilmiyor. Arap misafirlerimizden memnunuz ve bununla ilgili olarak her sene Mayıs ayında yapılan Dubai’deki fuara katılıyoruz. Orada kurduğumuz stantta Abant’ı ve otelimizi tanıtıyoruz. Gerçekten Abant’taki iki otelde iyi hizmet veriyorlar. Ortadoğu pazarında Abant’ı çok övgüyle anlatıyorlar”
“Milliyetçilik ayrımı yapmıyoruz ve Arap misafirlerimize büyük özen gösteriyoruz”
“Özellikle yurtdışında bazı bölgelerde Arap misafirlere ikinci sınıf misafir gözü ile bakılıyor. Bunu Arap misafirler de anlıyorlar ve onun için biz bunu yapmıyoruz. Eğer biz otelimizin dörtte üçünü Arap misafirler ile dolduruyorsak, onlara en iyi hizmeti vermek zorundayız. Milliyetçilik ayrımı yapmıyoruz ve buna büyük özen gösteriyoruz. Onların sevdiği yemekleri yapıyoruz, onları her türlü alt yapı imkanlarına dahil ediyoruz, televizyon kanallarımızda Arap kanallarını ön plana çıkartıyoruz. Arapça bilen personelimiz var onlara bire bir her türlü konuda yardımcı oluyoruz. Kendilerini evlerinde gibi hissediyorlar ve bizi tercih etmelerinin başında da bunlar geliyor”
“Bolu’da elit ve kaliteli düğün deyince, Büyük Abant Oteli ilk sıralarda olacak”
“Kongre merkezimiz açıldıktan sonra Bolu’da düğün sektöründe elit bir hizmet vereceğiz. Düğünlerde hizmet veren personelin bile farklı özel kıyafetleri olacak. Misafirlerimize en iyi hizmeti vereceğiz. Servis kalitemiz bizim sürekli belli bir seviyede devam etmekte. Bence bu çok önemli, çünkü otelleri birbirinden ayıran servis kalitesi ve yemek kalitesidir. Düğünlerin bütçesine göre sanatçı getireceğiz. İnsan hayatında düğünlerin yeri hep ayrıdır. Özeldir. Hatırlanmak ister. Bizde en iyisini yaparak bu özel anların unutulmaz olmasını istiyoruz. Gerçekten bunun üzerinde çalışmamız gerekiyor. Ayrıca otelimizin balayı konsepti çerçevesinde Balayı çiftlerimize çok özel bir tatil geçirmeleri için çok farklı özel hizmetler sunuyoruz".
“İstihdam ve satın almalarımız Bolu’da. Çünkü bizler Boluluyuz ve Bolu’yu seviyoruz”
“Kongre merkezi ve salonlarımız tamamlandığında buralara istihdamı Bolu’dan sağlayacağız. Bende bir Bolulu olarak otelimizde her açıdan Bolu’ya bir şeyler kazandırmanın peşindeyim. Satın almanın tamamını Bolu’dan yapıyoruz. Sonuç olarak; Biz Bolu’dan kazanıyoruz ve bunu Bolu’ya tekrar verebilmenin yollarını arıyoruz”
“2011 yılı Büyük Abant Oteli’nde organizasyon ve kongre için patlama yılı olacak”
“Genelde Abant’a gelen misafir iki günden sonra sıkılıyor. Bizim amacımız Abant’a gelen misafirleri en az 3 veya 4 gece konaklatmak. Konaklamaları esnasında sıkılmamaları için başka alternatifler üretmek. Firmalar 2008–2009–2010 yıllarında krizi bahane ederek, organizasyonlarını hep içlerinde gerçekleştirdiler, bizleri fazla düşünmediler. Bundan dolayı kongre merkezi projemiz bu yıla kaldı. Bu işin böyle olmayacağını artık öğrenecekler. 2011 yılında tüm firmalar yeni bir yapılanmaya gidecek toplantı yapmak için otel salonlarına daha çok ihtiyaç duyacaklardır. Düşüncemiz 2011 yılı firmaların bizim gibi otellerde organizasyon düzenleme yılı olacak”
“Daha önce Bolu’da gerçekleşmemiş büyük organizasyonların ev sahipliğini yapacağız”
“Kongre merkezimizde büyük organizasyonlar gerçekleştireceğiz. Daha önce Bolu’da gerçekleşmeyen bu organizasyonların tamamı Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de Bolu dışında yapılıyordu. Biz bu büyük organizasyonları aldığımızda sadece biz değil Bolu esnafı, diğer oteller, Bolu halkı ve herkes kazanacak".
“İl Özel İdaresi çalışmalarını Ramazan Bayramı’na kadar bitirmesi gerekiyor”
“Abant Gölü etrafında İl Özel İdaresi tarafından yürütülen çalışmalar bir an önce bitirilmeli. Abant’a ilk defa gelen misafirlerimiz, Abant’ı bu şekilde tanıyor ve bu bizim için kötü bir reklam oluyor. Çalışmaların Ramazan Bayramı’na kadar bitirilmesi gerekiyor”
Tarih: 24/07/2010 -

Gençlik Spor İl Müdürü Suat Çelen’in de yakından takip ettiği cimnastik sporunda hedefler ger geçen gün daha da büyüyor.
Haftanın altı günü çift antrenman şeklinde sürdürülen çalışmalar hakkında bilgiler veren Cimnastik Antrönörü Şenol Türkdoğan’la cimnastik sporu hakkında güzel bir söyleşi yaptık.
Cimnastik sporu hakkında bilgiler verir misiniz?
“Cimnastik sporuna 4–6 yaş gurubu çocuklarla başlıyoruz. Salonumuza gelen çocuklara ilk önce hareket eğitimi veriyoruz. Hareket eğitimi esnasında çocukların bedenlerini tanımalarını, sosyalleşmelerini sağlıyoruz. Bu esnada çocukları gözlemliyoruz. İçlerinden cimnastiğe yetenekli olanları, cimnastik’e, başka branşlara yetenekli olanları da o branşlara yönlendirebilecek şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yeni başlayan gruplarla haftanın 2 günü (Cumartesi, Pazar) birer buçuk saatten iki günde toplam üç saat çalışıyoruz. Oyun formatında geçen çalışmalarımızda yetenekli olan çocuklarımızı hafta içi gruplarımıza kaydırıyoruz. Hafta içi grupları içine 7 yaş ve üzeri sporcuları dahil ediyoruz. İlk dönemlerde haftanın 3 günü antrenman yaptırıyoruz. Daha sonra bu antrenmanlar 5 gün, zamanla da 6 güne çıkıyor. Haftanın 6 günü antrenmanlara katılan çocuklarımızı yarışmalara hazırlıyoruz. Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nden gelen heyet ile birlikte seçmeler yapıyor, en iyi 6 çocuğumuzu bir takım oluşturmak adına eğitim merkezimize kayıt ettiriyoruz. Eğitim merkezine dahil olan minik sporcularla geleceğimize yönelik çalışmalar yapıyoruz. Şu an Eğitim merkezimizde, 19 tanesi erkek, 13 tanesi de bayan sporcu olmak üzere toplam 32 sporcumuz kalıyor.
Yaz sezonu çalışmalarınız hakkında bilgiler verir misiniz?
Okulların kapanmasıyla birlikte cimnastik antrenmanlarının hız kazandığını belirten Antrenör Türkdoğan, “Haftanın altı günü çift antrenman yaparak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Okul döneminde zaman yetersizliğinden dolayı tek antrenman yapıyorduk. Sporcularımız antrenman sonrası okula, oradan da evlerine gidiyorlardı. Çocukların derslerindeki verimi düşürmemeleri adına okul döneminde mümkün olduğunca aileleri ile birlikte kalmalarını sağlıyoruz. Okul sezonunun sona ermesiyle birlikte takımda olan sporcularımızın tamamını kamp eğitim merkezimizde misafir etmeye başladık.
Eğitim merkezinde kalan sporcularımız sabah saat 08.00’de kalkıp antrenörleri nezaretinde sabah koşularıyla güne merhaba diyorlar. Koşu sonrası duşlarını alan sporcular 08.30’a kadar kahvaltılarını yapıyorlar. Saat 09.30’da antrenmana başlıyoruz Isınma ve kondisyon ağırlıklı başlayan çalışmalarımız erkeklerde 6 alet, kızlarda da 4 alette yapılan teknik çalışmalar ile 12.30 da sona eriyor. Antrenman sonrası bedensel temizliklerini yapan sporcularımız eğitim merkezimizde öğle yemeği yiyor, daha sonra da dinlenmeye geçiyorlar. Odalarında dinlenmeye geçen sporcularımız antrenörlerimiz kontrolünde yeni başlattığımız ‘Her gün bir kitap oku’ projemizle yanlarında getirdikleri hikâye, roman, öykü gibi yaşlarına uygun kitapları okuyorlar. Bazı günler dışarıya çıkıp aktiviteler yaptırıyoruz. Dinlenmiş sporcularımızla öğlenden sonra saat 15.30 da salona gelip tekrar antrenmana başlıyoruz. Akşam 18.30’a kadar süren antrenmanımız akşam yemeği ve sonrasında sosyal faaliyet olarak sona eriyor. Yaz döneminde mümkün oldukça çok çalışma yapmaya gayret ediyoruz. Okul dönemindeki zaman kaybını yaz döneminde telafi etmeye çalışıyoruz.
Antrenmanlar dışında ki sosyal faaliyetleriniz nelerdir?
Antrenmanlarımız dışında Kamp Eğitim Merkezinde kalan çocuklarımıza gönüllü eğitimciler tarafından haftada 2 saat İngilizce eğitimi veriliyor. İleride uluslar arası alanda yarışmalara katılacak olan çocuklarımız orada yabancılık çekmesin istiyoruz. Daha önce bizim yaşadığımız eksiklikleri onlarda yaşamasın istiyoruz. Yurt dışında bir yarışmaya gittiklerinde orada bir arkadaş edinebilsinler. Farklı coğrafyadan gelen insanlarla konuşup kaynaşabilsinler istiyoruz. Ayrıca okul dönemlerinde sporcularımız milli bayramlardaki etkinliklere katılarak gösteriler yapıyorlar.”
“Bu yıl Bolu cimnastik de oldukça verimli bir yıl geçirdi” diyen Türkdoğan, “Daha önce 1 takımla girdiğimiz yarışmalara bu yıl 3 takımla girdik. Küçükler kategorisinde takım olarak Türkiye birincisi olduk. Kızlarda da minikler kategorisinde Türkiye 2’ncisi oldu. Küçükler kategorisinde de 3’ncü oldular. Bireysel olarak da madalya alan sporcularımız var. Büyüklerde ise yıllardır tartışmasız en iyi biziz”
Çalışmalarını cimnastik antrenörleri, Şenol Türkdoğan, Öznur Cesur, Mergül Güler, Nesli Sarıberberoğlu, Ersin Yılmaz ve Caner Güzeltürk nezaretinde sürdüren minik sporcularımızın her biri birer yıldız gibi parlıyor.
Bu yıl yapılan yarışmalarda takım halinde ve bireysel olarak dereceye girmiş geleceğin Murat Canbaş’larını, Göksu Üçtaş’larını siz değerli okurlarımıza tanıtmaya çalışacağım.
Tarih: 23/07/2010 -

Kahve Bahane köşemizin bu günkü konuğu Bolu İzzet Baysal Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Hülya Ensari. Dr. Ensari’den hastanedeki poliklinik çalışmaları, hastalıklar ve çözüm yolları, hastaneye bağlı birimlerin çalışmaları hakkında ruhunuzu aydınlatacak bilgiler aldım.
Hastane hizmetlerinizden bahseder misiniz?
Bolu İzzet Baysal Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi bugün için Türkiye’nin 8’inci bölge hastanesi konumunda olan ruh sağlığı ve hastalıkları alanında hizmet veren özel dal hastanesidir. Bölge olarak geniş bir kitleye hitap ediyoruz. Bolu dışında Zonguldak, Karabük, Bartın, Düzce, Kırıkkale ve Ankara’yı da içine alacak şekilde geniş bir bölgeye hitap ediyoruz. Dolayısıyla Bolu dışından gelen ağır ruhsal hastalığı bulunan kişilere hem poliklinik hem de yataklı ünite olarak hizmet veriyoruz. Kadro olarak 10 Psikiyatri uzmanı, 5 psikolog,1 sosyal hizmet uzmanı, hemşiresi, sağlık memuru ve diğer çalışanlarıyla birlikte yaklaşık 150 personelimizle hizmet vermeye çalışıyoruz. Yataklı bölge hastanesi olmamızdan dolayı yataklı ünitede ağır ruhsal hastalığı olan hastalarımıza hitap ediyoruz. Bunlar şizofreni, Şizoaffektif bozukluk, duygudurum bozuklukları, ağır depressif bozukluk gibi hastalıkları içeren gurupları kapsıyor. Poliklinik hizmeti olarak ise ortalama 150 hastaya ayaktan hizmet veriyoruz. Yatak kapasitesi olarak 100 yatak kapasitemiz var. Yüzde doksanın üzerinde yüksek yatak işgal oranıyla çalışıyoruz.
Polikliniklerde en çok hangi hasta gruplarına bakıyorsunuz?
Poliklinik de baktığımız hasta gurubu çok geniş bir yelpazeyi içeriyor. Ne yazık ki insanlarda psikiyatrik hastalıklar konusunda, psikiyatri hastanelerine karşı olumsuz bir önyargı var. Oysa aramızda birçok kişi fark etmeden depresyona girebiliyor ve anksiyete (kaygı) bozukluğu yaşayabiliyor. Çekingenliği, aşırı titizliği, kaygı bozukluğu, panik atakları olan, alkol-madde problemi, cinsel işlev bozuklukları, depresyon ve sigara bağımlılığı gibi hepimizi ilgilendiren herkesin ailesinde mutlaka birinin şikâyetçi olduğu bir hastalık var. Ama insanlar nedense psikiyatri hastanelerini ağır hastaların başvurduğunu yerler olarak algılıyorlar. Bu geçmişten kalan bir ön yargıdan kaynaklanıyor. Sadece ağır akıl hastalarının halk arasında “deli” olarak adlandırılan kişilerin yardım aldığı merkezler olarak algılanıyor. Oysa psikiyatri hastanelerinde özellikle ayaktan poliklinik bölümlerinde toplumun her kesimini ilgilendiren çocuk, ergen, erişkin, bayan, erkek her yaş grubuna ait tüm ruhsal sorunlarla ilgileniyoruz. Dolayısıyla hastanemiz ayaktan polikliniklerinde ruh sağlığı ile ilgili her türlü danışmanlık, tanı ve tedavi (bireysel ve grup psikoterapileri dahil) uygulanmaktadır. Buna evlilik içi sorunlar ve aile terapileri de dahildir. Psikiyatrik hastalıkların büyük bölümü tahmin edilenin aksine ayaktan takip ve tedavi ile tam düzelen hastalıklardır. Ve yine tahmin edilenin aksine tedavi ile birlikte hastalar aynı zamanda işlerine devam edebilmekte veya öğrenciler okullarına gidebilmektedirler. Yine ayaktan tedavi edilen hastalıklarımızın büyük çoğunluğu kişinin kendisine ızdırap veren, tedavi edilmediği takdirde kişinin yaşam kalitesini bozan hastalıklardır. Dolayısı ile bizim amacımız herkesin kısa süre içinde önyargılarından sıyrılıp, ruhsal tüm sorunlarını ve sıkıntılarını bizlerle paylaşmak için tıpkı diğer hastanelerin polikliniklerine başvurdukları gibi çekinmeden sıkılmadan bizlere yardım için başvurabilmeleridir.
Depresyon tedavisi ile ilgili bilgiler verir misiniz?
En sık başvurulan hastalıkların başında depresyon geliyor. Depresyon çok yaygın olarak toplumda görülen bir hastalık, ama ne yazık ki bu konuda bile insanlar gelip yardım almıyorlar. Ondan sonra basında biz son zamanlarda üzücü haberlerle karşılaşıyoruz.
İşte o kişi intihar etti, gencecik çocuk yaşamına son verdi gibi birçok haber duyuyoruz. Ne yazık ki Bolu’da da son zamanlarda aynı haberlerle karşılaşıyoruz. Herkes oturup bunu sorgulamaya başlıyor. Bu intiharların altında, altta yatan bir depresyon vardır. Ama depresyon çevre tarafından kişinin kendisi tarafından da çok rahat fark edilen bir durum olmadığından bu kadar tatsız sonuçlara kadar ulaşılabiliyor. O zaman önce depresyonu tanımak lazım. Depresyon bizim çok sık gördüğümüz duygudurum bozukluğu olmakla beraber; tedavi ile tam düzelen bir hastalıktır. Tedavisinde her hangi bağımlılık, alışkanlık yapan ilaçlar yoktur. Düzenli olarak, başka hastalıklar gibi nasıl doktora gidip rahatlılıkla yardım alınabiliniyorsa depresyonla ilgilide gelip bizden yardım alabilirler. Depresyon tedavisinde en az altı aylık bir tedavi süremiz var. Bununda sebebi kişinin altı ay sonra iyileşeceğinden değil, tam tersi ilaçların etki mekanizması gereği yanıtı 1–2 ayda aldığımız, bunu kalıcı kılmak adına tedaviyi altı aya sürdürmemiz gerektiğinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla herkes tarafından bir kere depresyonun tamamen düzelen tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun; bunun tedavisinde verdiğimiz ilaçların alışkanlık yapmadığının bilinmesini ve tedaviyle birlikte günlük işlevlerini çok rahat bir şekilde yerine getirebileceklerinden emin olmalarını istiyoruz. Bu tip sorunları olan hastalar bize çok rahat bir şekilde müracaat edebilirler.
Depresyonun belirtileri nelerdir?
Depresyonun en temel 2 belirtisi vardır.1’incisi kişide ilgi ve istek kaybının olmuş olması. Yani eskiden ilgi duyduğu zevk aldığı etkinliklere karşı son zamanlarda ilgide azalma, istekte azalma, zevk alamamaya başlaması en temel belirtilerdendir. Kişi kendisini son zamanlarda en az 15 gün boyunca mutsuz hissetmeye başlar, gün boyu devam eden üzüntü, sıkıntı hali, genel isteksizlik, yaptığı etkinliklerden zevk alamama, bıkkınlık, bitkinlik, hareketlerde yavaşlama, uyku düzeninde bozulma, uykusuzluk veya aşırı uyku hali, iştahta bozulma, aşırı iştah veya iştahsızlık şeklinde görülebilir. İşe gitmeye karşı isteksizlik yaptığı her zaman ki rutin işlerde ki performansında düşme, dikkat dağınıklığı bütün bunlar depresyonun belirtileri. Eğer yukarıda saydığımız belirtilerden iki tanesi 15 gün boyunca tüm gün devam ediyorsa, bu arada mesleksel ve işlevsel bozulmada eşlik ediyorsa, örneğin öğrenciyse okula gidemiyorsa, derslerinde düşüş varsa, iş yerindeki performansında düşüş varsa, devamsızlık, düzensizlik başlamışsa, yavaş, yavaş kişinin çalışma hayatını da olumsuz etkiliyorsa bu kişilerde depresyon var diyebiliriz. Bu kişiler bize ne kadar erken başvurursa o kadar tedavide olumlu yanıt alma şansımız var. İlerleyen döneminde depresyonu fark etmezsek hafif dereceden orta ve ağıra kadar gidebilir ve ağır düzeyde bu sefer kişide intihar düşünceleri eklenir. Şiddetli depresyonda kişide mutsuzluğun yanı sıra çaresizlik duygusu, karamsarlık duygusu, değersizlik duygusu ön plana çıkar dolayısıyla kişinin öz güveni daha bir düşer, hem çevreye karşı ümidi azalır, umutsuz hisseder, gelecekle ilgili beklentisi azalır, karamsar olur dolayısıyla kendine öz güveni azaldığı için, hem de gelecekle ilgili ümitsizliği arttığı için bu çaresizlik duyguları içinde intihar duyguları belirginleşir ve intihara teşebbüs bu aşamada daha sık karşılaştığımız bir durum olur. Dolayısıyla bu kadar kötü bir sonuca giden bir tablo olduğu için başından depresyonun yakalanması çok, çok önemli. Hastanemize ağır aşamalarda veya psikotik belirtiler eşlik ediyorsa yatırıyoruz. İlerleyen durumlarda intihar düşünceleri ilave olabilir, bazı durumlarda psikotik özellikli depresyon dediğimiz durumlarda kişide algı bozuklukları başlayabilir bu gibi durumlarda hastaneye yatırmak söz konusu olabilir. Ancak hastalığın erken aşamasında ayaktan yardımla tedavi edilebilir olduğundan emin olmamız lazım. Tek tedavisinin ilaç tedavisi olmadığını; psikoterapinin de tedavinin içinde yer aldığını bilmek lazım. Belki kişi başvurduğunda depresyonda değildir, ama depresyona yatkındır. Sadece danışmanlık hizmetinden fayda görecektir. Veya geldiğinde ilaç tedavisi yanında piskoterapi yönteminden yararlanacaktır. Son çare olarak ta ağır durumda ise yatış söz konusu olabilir. Bu olanakların hepsini hastanemizde sağlamamız mümkün.
Hastanenin yatak kapasitesi ve doluluk oranı nedir?
Hastanemizde yatak olarak 100 yatağımız var. Genelde de %90’ın üzerinde yatak doluluk oranımız var. Hastaların toparlanıp taburcu olmaları süreleri yaklaşık 20 gün gibi bu döngüyü bu şekilde sağlamaya çalışıyoruz. Hastanemizde yatan hastaların yarısından fazlası il dışından sevkli geliyor. Özellikle Ankara ve diğer illerden (Zonguldak, Karabük, Düzce, Bartın, Kırıkkale) sevkli hastalar geliyor. Bu da bölge hastanesi olmamızdan kaynaklanan bir durum.
Krize Müdahale ve İntiharı Önleme Birimi’nizin yürüttüğü çalışmalar nelerdir?
İzzet Baysal Bolu Devlet Hastanesi’nin acil bünyesinde bize bağlı bir ünite olarak kurulan Krize Müdahale ve İntiharı Önleme Psikososyal Destek Birimi’miz var. Mesai saatleri içerisinde sürekli orada kalan bir psikologumuz var. Acile intihar girişimi ile gelmiş olan vakaların kayıtlarını burada tutuyoruz. Hastaların ilk müdahaleleri bittikten sonra bu hastaların psikolojik durumlarının değerlendirilmesinde, altta yatan bir psikiyatrik problem olup olmadığına bakıyoruz. Sonrasında gerekirse psikiyatrist ile konsültasyonun sağlandığı veya psikologlarla görüşmelerin planlandığı bir ünite. Burada ki amacımızda krizle veya intihar düşüncesi ile gelen hastanın o yoğunlukta kaybolup gitmemesi; bunların kayıt altına alınıp sonra düzenli takiplerinin yapılmasının sağlanması.
Anksiyete (Kaygı) bozukluğu ve sosyal fobi hakkında bilgi verir misiniz?
Poliklinik müracaatlarımız arasında depresyonun dışında ankisiyete (kaygı) bozukluğu da çok sık karşılaştığımız bir problem. Örneğin gençlerde sınav kaygısı çok yoğun karşılaştığımız bir durum. Gelip bizden yardım alabiliyorlar. Erişkinlerde gün boyu devam eden endişe, kaygı her an başına kötü bir şey gelebilecekmiş gibi tedirginlik, gerginlik hali vücutta bir takım somatik yakınma dediğimiz bedensel ağrılarla giden aslında temel problemin ruhsal gerginlik olduğu tabloyla giden durumlar. Bunlar arasında sosyal fobi dediğimiz bir durum var. Halk arasında kaçıngan kişiler diye adlandırılan topluma girmekten kaçınan, kendisini ifade etmekten çekinen, kalabalığa hitap etmekten kaçan, kız arkadaşıyla konuşmaktan çekinen özellikle gençler arasında çok yaygın olarak gördüğümüz kişiler aslında sosyal fobisi olan insanlardır. Bu kişiler takip ve tedavide çok güzel sonuçlar aldığımız tam olarak düzelen hastalarımızdır. Ama maalesef bu saydığımız özellikleri taşıyan hastalarımızın birçoğu gelip yardım almıyorlar. Hastanemize müracaat etmeleri durumunda yaşadıkları bu sorunların büyük bir çoğunluğunu tamamen ortadan kaldırabiliriz.
Travma sonrası stres bozukluğu dediğimiz tablolar var. Özellikle 1999 depremini yaşamış bir il olarak 10 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen halen deprem olmasından korkan, yüksek binalara girmekten çekinen kişilerde travma sonrası stres bozukluğundan söz ediyoruz. Bu tip rahatsızlıkları da polikliniklerimizde tedavi ediyoruz.
Dr. Hülya Ensari “Panik atak hastaları en son bize geliyorlar”
Halk arasında çok duyduğumuz çok panik yapıyorum. Panikledim denilen birçok insanın panik atak olduğu halde kardiyoloji polikliniklerine, oradan da dâhiliye birimlerine gittiğini biliyoruz. Bu hastalarımız maalesef en son psikiyatri servisine geliyorlar. Çok tipik belirtileri olan panik bozuklukta nöbet halinde gelen kişide çarpıntı, terleme, nefes almada güçlük, titreme, o anda yere düşecekmiş, bayılacakmış hissi veya ölüm korkusu ile gelen nöbetler; nöbetlerin olmadığı zamanlarda beklenti endişesi ve kaçınma davranışları ile karakterize bir tablodur. Bu hastalar ne yazık ki öncelikle kalp krizi geçiriyorum diye acillere veya kardiyologlara gider ama nedense bize en son başvururlar. Oysa panik bozukluk yine %100 ayaktan tedavi ile tam düzelen hastalıklarımız arasında yer alır. Ama tedavi edilmediklerinde evde yalnız kalıp yanlarında birilerini mahkûm edebiliyorlar, kalabalık ortamlara örneğin camiye, insanların yoğun olarak bulunduğu yerlere gidemiyorlar. Oysaki diğer polikliniklere gidip vakit kaybedeceklerine bize gelseler sorunlarını kısa sürede çözebilecekler.
Başhekim Ensari, “Titizlik hastaları hastalıklarının farkında değiller”
Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) dediğimiz halk arasında titizlik hastalığı denilen; sık sık ellerini yıkayan, banyoda uzun süre kalan, arabasını veya evinin kapılarını kilitleyip, kilitlemediğinden emin olamayıp; defalarca dönüp bakan; yolda giderken tabelaları sayan aramızda birçok kişi vardır ama bunların tedavi ile düzelebilir bir durum olduğunu bilmezler. Bu hastalık kişinin kafasından söküp atamadığı takıntılar, saplantılar veya kontrol etmekte zorlandığı davranışlarla giden bir tablo. Aslında temel problem ruhsal sıkıntıdır. Bu sıkıntıyı tedavi ettiğinizde bu belirtiler ortadan kalkar ama tedavi edilmediği takdirde aile içinde çok büyük sıkıntılara sebep olan bir tablodur. Kişinin gerçek performansını ortaya koymasına engel olan bir tablodur. Çünkü her şeyi kafasına taktığı için gerçek işine konsantre olamaz ve istediği verimi gerçek kapasitesini işine yansıtamaz. Oysaki bu durumu da tedaviyle ortadan kaldırmamız mümkündür.
Sigara, alkol- madde bağımlılığı:
Bağımlılık, gençlerimizin stresle baş edemediği dönemlerde, kendilerini alkol veya uyuşturucu madde gibi zararlı ama anında rahatlatıcı şeylere yönelmeleriyle başlayan bir süreç. Alkol bağımlılığı, birayla başlayıp, zamanla rakıya ve diğer içkilere dönüşüyor. Aynı şey uyuşturucu için de geçerli. Gençler arasında arkadaş seçimi çok önemli. İyi bir arkadaş seçimi olmadığı takdirde onların önerileri ile sıkıntılı bir gününde denediği uyuşturucuyu çok rahat alışkanlık haline getirip bağımlısı haline gelebiliyor. En önemlisi sigara tüketimi. Neredeyse herkesin olağan karşıladığı sigara tüketimi birçok uyuşturucu madde ve alkol tüketiminin başı aslında. Alkol içen birisi bunun yanında sigara içiyor, sigara içen biri bunun yanında alkol kullanıyor. Sigara deyip geçmemek lazım. Sigara bağımlılık yaptığından bağımlı bir kişide her zaman için diğer maddelere karşı bağımlılık potansiyeli vardır. Çok rahat grup arkadaşları, çevre etkisiyle ya da stresle baş etme yöntemi olarak madde ve alkole kayabiliyorlar. Bağımlılıklarından kurtulmak isteyen sigara, alkol ve madde bağımlısı hastalarımız bize başvuruda bulunurlarsa bağımlılıkları ile ilgili ayaktan destek alabilirler. Danışmanlık hizmeti verebiliriz. Bunun için yaptığımız grup psikoterapiler de var bunlardan da isterlerse yararlanabilirler.
Problemsiz evlilikler ruh sağlığını olumlu yönde etkiliyor:
Aileler koruyucu ve destek sisteminin temel taşlarından birisidir. Dolayısıyla depresyonda da, intihar oranlarına da baktığımızda bekarların oranları evlilere göre daha yüksek. Bu da bize evlilik mekanizmasının koruyucu bir mekanizma olduğunu gösterir. Sosyal destek ve paylaşımın kişinin sıkıntı ve streste baş etmede ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi. Bu söylediklerim sağlıklı evlilikler için geçerli. Birde problemli evlilikler var. Biz istiyoruz ki ister bekar ister evli olsunlar bizden gelip psikolojik danışmanlık hizmeti alabilirler. Boşanmaların en önemli sebeplerinden biriside aile içi çatışmalarda taraflardan birinin ruhsal sıkıntısının olması. Boşanma öncesi bize geldiklerinde bakıyorsunuz ki eşlerden birinin ruhsal problemi var. Düzenli olarak tedavi edilince ortada problem kalmayabiliyor. Bununla birlikte bir sürü yuva dağılmaktan kurtulabiliyor. Bizim tavsiyemiz evlilikte sorun yaşayanlar çok rahat evlilik danışmanlığı hizmeti alabilirler. Aile terapisi dediğimiz kavram var. İlk önce eşlere ayrı, ayrı daha sonra ikili görüşmelerle sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyoruz Yine cinsel işlev bozuklukları insanların çekindiği için gidip yardım almadığı tabloların başında geliyor. Bazı evlilikler bu yüzden bitebiliyor. Mesela bayanda vaginismus dediğimiz bir rahatsızlık söz konusu olabiliyor. Bu aslında tamamen psikolojik bir problem. Bedenen, hiçbir problemin söz konusu olmadığı bir durum ama birçok evliliğin bitmesine neden olabiliyor. Ayaktan psikiyatri polikliniklerimizde psikoterapi ile çözülebilecek bir problem. Ama insanlar bunu ifade etmekten çekindiği için gelip yardım almıyorlar. Oysa aramızdaki doktor arkadaşlardan bunun özel eğitimini, kursunu alan arkadaşlarımız var. Psikiyatri denilince illa akıl hastası akla gelmemeli. Endişesi, kaygısı olan aile problemleri, cinsel sorunları olan herkesin başvuru yapabileceği ayaktan tedavi polikliniklerimiz var. Beni üzen bu kadar uzman kadroyla hizmet ettiğimiz bir ilde poliklinik sayımızın az olması. Daha fazla olmasını beklerdim. Bunun altında yatan temel etkenlerin başında ön yargı olduğunu düşünüyorum. İşte kimse beni görmesin, Bolu küçük bir yer görenler hakkımda ne der. Bunların artık aşılması gerektiğini düşünüyorum. Bu kadar az nüfusa bu kadar uzman doktorun düştüğü bir ilde bu hizmetlerden hastalarımızın daha fazla yararlanmalarını temenni ediyorum.
Bu yıl ilk defa Bolu’da çocuk psikiyatrisi uzmanımız var. Bu yıllardır büyük bir eksiklikti. Biz erişkin psikiyatrisler olarak çocuklara da yardımcı oluyorduk ama çoğu durumda sevk etmek durumunda kalıyorduk. Ama şimdi sadece çocuk ve ergenlerle ilgilenen bir çocuk psikiyatristimiz var. Çocuklardaki dikkat eksikliği, davranış bozukluğu, çocukluk çağı depresyonu, endişe, kaygı, okuldaki uyum problemleri gibi hepsine direk hitap edebilecek bir uzmanımız var. Çocuklar ve ergen gençler aileleri ile birlikte gelip çok rahat danışmanlık hizmeti alabilirler.
Toplum ruh sağlığı merkezi’nde ne tür çalışmalar yürütüyorsunuz?
Ek bir ünite olarak Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’miz var. Bu da Türkiye’de ilk defa bizim hizmete açtığımız bir projedir. Avrupa da yaygın olarak geçilen bir sistemin, toplum temelli ruh sağlığı hizmet modelinin bir parçası aslında. Türkiye’de şimdiye kadar psikiyatrik hizmetler hastaneye dayalı yapılıyordu. Hasta hastalandığı zaman hastaneye geliyor, yardım alıyor evine gidiyor bir daha da kimse onu arayıp sormuyordu. Bir daha ne zaman hastalanırsa o zaman geliyordu. Bilinçli hastalar kendileri geliyor gününü, ilacını takip ediyorlar ama birde ağır ruhsal hastalığı olan kesim var ki aileleri için bir yük, büyük bir sorun. Sürekli ailenin bakımına muhtaç olan bir hasta grubu. Bunlar hastalıklarını kabul etmedikleri için takiplerini de yapamıyorlar. O zaman ne oluyordu sık, sık hastalık tekrar ettiği için yatış oluyor, tekrar çıkıp tekrar geliyor, böyle kısır bir döngü halinde hastaneye dayalı bir yöntem vardı. Ama bizim gidip gördüğümüz Avrupa gezilerinde gelişmiş ülkelerin toplum temelli ruh sağlığı modelini benimsediklerini, 150- 200 bin nüfuslu bölgeye bir toplum ruh sağlığı merkezi açarak mahallenin içinde halkın rahat ulaşabileceği mekânlarda bu hastaların ayaktan düzenli tedavisini yaparak, rehabilite ederek kontrol altına alıp topluma yeniden kazandırmayı hedef alan bir yöntem olduğunu gördük. Bizde bunun ilk örneğini Bolu’da yaptık. Nüfus olarak 150–200 bin nüfusa hitap edebilecek toplum ruh sağlığı merkezi açtık. 2008 yılında açtığımız merkez önce küçük bir merkezdi. Semerkant Aile Merkezi’nin alt katındaydı. 2010’a kadar gayet güzel çalışmalar yaptık. Bu çalışmalar içerisinde Bolu nüfusuna kayıtlı ağır hastaları bu merkezimize yönlendirdik. Düzenli olarak hastaları ve aileleri bilinçlendirecek psikoeğitim grupları yaptık. Aile eğitimleri yaptık. Aileleri bilinçlendirmek için bu çok önemli. Mesela aileler hastasını tanımıyor. Nasıl davranacağını bilemiyor, ilacını ne zaman verecek ne zaman bize müracaat edecek bunları bilmediği için bu eğitimler şarttı. Bunun yanı sıra sosyal beceri eğitimi dediğimiz eğitimleri verdik. Hastalık nedeniyle kaybettikleri yeteneklerini yeniden kazandırmaya yönelik gurup tedavileri. Halk eğitim merkezinden gelen öğretmenlerle iş uğraşı tedavileri başlattık. Resim, müzik ve el sanatları konusunda. Evin bir köşesinde duran, çalışmayan, atıl vaziyetteki hastaları toplumun içine alıp üretken ve kendi ayakları üzerinde duran bireyler haline getirmeye çalıştık. 2008 yılından bu yana Bolu merkezde ulaştığımız toplam 800 ağır ruhsal problemi olan hastamız var. Bunlardan 316’sını merkezimize kayıt etmiş durumdayız. Bipoler hastalığı olan hastalardan da 740’ına ulaştık. Yine bu hastalardan da 56’sını merkezimize kaydını yaptırdık. Bu çalışmalarımızı yürütürken baktık ki merkez bize yetmez oldu. 2010 ocak ayında boşalan MİT Lojmanı’nı valilik bize tahsis etti. 7 aydır bu binada hizmet veriyoruz. Şimdilik bir bölümünü aktif olarak kullanıyoruz. İdari bölümde ise şu anda tadilat var. Sayın Ahmet Baysal’ın açtığı bir kampanya söz konusu oldu. Buraya devam eden bir şizofreni hastasının yazmış olduğu bir mektup sonrasında sayın Ahmet Baysal bu mektuptan çok etkilenip bu projenin çok önemli bir proje olduğuna inanarak il çapında bir kampanya başlatılmasını ve bu merkezin en azından tadilat kısmına destek sağlanmasını istedi. Bunun sonucunda Bağışçılar Vakfı projeyi üstlendi ve şu an o binanın ek idari binasında tadilat işlemleri sürüyor. Tadilat sonrasında basit atölyeler açarak hastaların seri bir şeyler üretmelerini sağlayacağız. Bu merkezimizde Bolu Belediyesi’nin katkılarıyla hastalar evlerinden alınıyor, merkeze getiriliyor. Burada yemeklerini yiyor ve gün boyu grup tedavilerine aktivitelere katılıyorlar. Tedavileri gözden geçirilen hastalar tekrar servislerle evlerine bırakılıyorlar. Dolayısıyla bu proje Türkiye’de bir ilk. Sağlık Bakanlığı’ da bu modele geçilmesi konusunda karar verdi. Şu aşamada tek örnek Bolu. Bu anlamda tüm psikiyatrisler ve böyle bir merkezi açmayı düşünen kurumlar Bolu’ya merkezimizi görmeye geliyorlar. Hem Türkiye de ilk olmanın, hem de örnek olmanın halklı bir gururunu yaşıyoruz. Kasım ayında uluslar arası bir sempozyum yaparak, İtalya’dan İngiltere’den konuşmacıları çağırarak Türkiye’de bulunan tüm psikiyatrisleri, psikologları ve hemşireleri merkezimize davet edeceğiz.
Gezici ekip çalışmaları ile ilgili bilgiler verir misiniz?
Ağır ruhsal problemi olup merkeze gelmeyen, tedavisini aksatan grupları biz tek, tek kayıtlardan bulup evlerine ulaşıyoruz. Hastanemizin aracı ile beraber bir psikolog, hemşire ve şoförden oluşan ekibimiz hastaların evlerine ziyaretlerde bulunuyor. Hastalıkları hakkında, merkez çalışmaları ile ilgili bilgiler verilerek toplum ruh sağlığı merkezine davet ediyoruz. Amaç hastayı sisteme dahil etmek ve bu merkezden faydalanmasını sağlamak. Bu güne kadar 504 eve gezi yapıldı. Bu hastalarda 180’i kabul edip polikliniklerimize müracaat ettiler. İlkleri ve birçok işlemi bünyesinde gerçekleştiren hastanemiz İSO kalite belgesini almış bir hastanedir.
Tarih: 22/07/2010 -

Kıpır, kıpır bir müdür, içi içine sığmıyor spor adına yapmak istediği çok önemli şeyler var. İçinde yetiştiği, havasını soluduğu, memleketinden kimi zaman bir şampiyon olarak çıkıyor karşımıza. Kimi zaman bir okulda öğretmen, jimnastik salonunda disiplinli bir antrenör; dolu dolu bir yaşamı 32 yıllık ömrüne sığdırabilmiş genç, dinamik oldukça da iddialı bir müdür. Doğup büyüdüğü Bolu’suna vefa borcunu ödemek istercesine kendisi gibi başarılı sporcular yetiştirmek için gece gündüz demeden çalışıyor. İlimizin yetiştirdiği ender spor adamlarından biri olan Suat Çelen’le söyleşi yapmaktan son derece haz aldığımın altını çizerek sohbetimizi siz değerli okurlarımızın beğenisine sunuyorum.
Yaz Spor Okullarına bu yılki ilgi nasıldı. Hangi dallarda kaç sporcu kayıt yaptırdı?
Yaz Spor Okulları’na geçen yıllara nazaran bu yıl daha fazla katılım olduğunu vurgulayan Gençlik Spor İl Müdürü Suat Çelen, “Yaz spor okullarına 250’ye yakın sporcu değişik branşlarda kayıt yaptırdı. 80 sporcuyla basketbol ön plana çıkarken her branşa katılım olmuş. Özellikle yeni başlatmamıza rağmen tenis sporu 35–40 kişiyle önlerdeki yerini aldı. Daha önceleri tenis kortunda hatırı sayılır sporcumuz yokken şimdi ise 40’a yakın sporcu ile katılım sağlamışız. Yaz okullarının amacı şudur; okullar tatil olduktan sonra çocuklar evde geçireceği serbest zamanlarını salonlarımızda geçirsinler bizde o süreçte onların yeteneklilerini gözleyip aralarından alalım. Takım sporlarında ne kadar çok çocuğa ulaşabilirsek bizim için iyi ama ferdi sporlarda sayıdan ziyade performans ve başarı önemli. Ferdi sporlarda tekvando da, jimnastikte, okçulukta özellikle atletizmde bir proje yaptık yer yerinden oynadı. Devam ettirebilmemiz lazım. Yaptığımız projeden bir tane sprinter çıktı. Adana’ya gönderdik. Çim hokeyinde 12 tane milli sporcu oldu
Olimpik sporcu yetiştirme projesinde gelinen son noktayla ilgili bilgiler verir misiniz?
Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’nün ve biz yöneticilerin amacı olimpiyat şampiyonları çıkarabilmek. Bu kapsamda elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Sporcularımızın kafasındaki engelleri kaldırıp onları geleceğe hazırlıyoruz Ben sporu bırakırken aklımda olimpiyat yoktu. 20 Yaşıma geldiğimde olimpiyatı bilmiyordum. Bugün spora başlayan çocuklar olimpiyatla başlıyor. Sporcularımıza şunu aşılamaya çalışıyoruz. Olimpiyat şampiyonunun da iki gözü, iki kulağı var. Onlarda bulunan imkânlar ve salon ve ekipmanları bizde de var doğru stratejilerle emin adımlarla sporcularımızı önümüzdeki yıllara hazırlamaya çalışıyoruz. Ne zaman Bolu’dan olimpiyatlara katılım sağlandı ve madalya kazanıldı işte o zaman Bolu sporla ilgili bir şeyler başarmış demektir. Ama şunu da unutmamak lazım devletin birde şu tarafı vardır ne kadar çocuğa spor yaptırıyoruz. Hem performansı hem de kitleleri iyi değerlendirmek lazım. Mesela Alman bir star sporcuyu çok kişi tanımaz. Ama Amerika’dan bir sporcu ismi ver desek Michael Jordan dersiniz mesela, Almanlar şunu der biz çok kişiye basket oynatırız onların içinden bir tane star çıkar ama Amerikan modelinde ise durum farklı onlar şöyle bakıyor olaya. Ben bir tane star yaratırım herkes basketbol oynar, ben bir star yaratırım her kez yüzmeyle ilgilenir. Bolu da neden jimnastik var çünkü dönem dönem şampiyonlar çıkarmış. Ben istiyorum ki sporcularımızı yetiştirip yetiştirip il dışına göndermeyelim arkadan gelen sporculara model olarak elimizde, ilimizde tutalım. Katkılar sağlanırsa bunun önüne geçeriz. Örneğin Bolu Belediye’sinin bu konuda attığı adımlar var. Belediyespor Kulübü’nde amatör ve salon sporlarına destek olmaya başladılar. Kurumlarımızın ve büyük ticari kuruluşlarımızın da desteği ile kendi starlarımızı yaratabiliriz.
Çelen; “Yanına arkadaşını da al gel”
Her geçen gün yeni projeler ürettiklerini belirten Çelen,
“Şimdi yeni bir proje daha başlattık. Takım sporlarına yönelik
başlattığımız projeyle ilgili antrenör arkadaşlarımızla bir toplantı yaptık. “Her kez yanında birini getirsin” projesiyle sporcularımıza mahallesinde oyun oynadıkları arkadaşlarından en az bir kişiyi yanlarında spor okullarına getirmelerini öğütledik. Böylelikle spor zincirimizdeki halkaları her geçen gün daha büyütmüş olacağız. Çünkü biz biliyoruz ki Sporla uğraşan çocuk karakterli olur, sporla uğraşan çocuğun öz güveni fazla olur, hayata karşı dik durur, nasıl ki ormanlardaki ağaçların gövdesi kalındır rüzgârın sert esmesinden etkilenmemek için gövdesini genişletir. Spor yapmak da öyle bir iştir. Ağır bir işle uğraşan çocuk otomatik olarak gövdesini geliştirir, yani çuvalın içini genişletir çünkü boş çuval ayakta durmaz. Bu şu demektir. İlla şampiyon olacak diye bir şey yok ama her yerde iş bulur. Çünkü öz güveni var ben bu işi yaptıysam her işi yapabilirim diye düşünür. Bunu onlara düzgün bir dille anlatmamız lazım. Öncelikli hedefimiz şampiyonlar çıkarmak ama madalyonun birde bu yüzü var.
Şampiyon sporcu sizce nasıl olmalı?
Çalışkan olmalı. Hem spor hayatında başarılı olmalı hem de okul hayatında. Dersi kötü şampiyon olmaz
Şampiyon sporcunun dersleri iyi olur eğer dersleri iyi değilse bir tarafın eksik kalır. Her şeyden önce ahlaklı olacaksın. Antrenmanlarını aksatmayacaksın. Benim ve spor adamlarının anlayışı böyle. Bu kriterler olmadan istediğin kadar madalya al şampiyon ol gözümüzde olmaz.
İlçelerimizle ilgili ne tür projeleriniz var?
Projelerimden bir tanesi de ilimiz ve ilçelerinin sporla anılmasını istiyorum. Örneğin Gerede denilince mukavemetçi kayağı geliyor akla milli kayakçılarımız var. Örneğin Kelime Aydın olimpiyat bayrağını taşıyan Gerede’deki hocamızın hanımı bizim kulüplerimiz adına yarıştı. İstiyorum ki Yeniçağ ilçemizde kanoyu başlatalım. Bu konuda Yeniçağ Belediye Başkanı ve Yeniçağ Kaymakamı bize çok destek oluyor sağ olsunlar. Vali beyle de görüştüm, gölleri ile ünlü bir şehirde yelken kano gibi su sporları yok ama olacak. Üniversitedeki temsilcimizden bu konuda destek alıyoruz. Mudurnu dediğimiz zaman bir spor branşıyla tanınsın tüm ilçelerimiz bir branşla anılsın istiyorum. Yakın bir zamanda bunları hayata geçirmeyi planlıyoruz”.
2010 yılı içerisinde ilimizin yerel, ulusal ve uluslar arası spor karnesini nasıl değerlendirirsiniz?
“Bolu bir hafta içerisinde üç tane Türkiye şampiyonasına ev sahipliği yapabiliyorsa (Jimnastik, Eskrim, Bisiklet) iyi bir konumda olduğumuzu düşünüyorum.
Bolu’da sporun çıtası çok yüksek. Bu kadar küçük nüfus ölçekli bir yerde bu kadar başarı herkese nasip olmaz. Badminton branşı yoktu mesela antrönör aldık. Tekvando da, Kick boks ta, Judo da hareketlendik. Sporcularımızı salona sokacak yer bulamıyoruz”.
Her yıl farklı bölgelerde düzenlenen gençlik kaplarından bir tanesi de ilimizde düzenleniyor kamplara gelen misafir sporcular için ne tür etkinlikler hazırladınız?
Gençlik Spor Genel Müdürlüğü Gençlik Hizmetleri Daire Başkanlığı’nın katkılarıyla geleneksel olarak her yıl düzenlenen gençlik kamplarından bir tanesi de bu yıl ilimizde düzenlendi.
Tarih: 17/07/2010 -

Çamurlu akan musluk sularını sormak üzere dün soluğu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ın yanında aldık. Başkan Yılmaz, sulardaki sertlik derecesinin 16 ile 21 arasında olması gerekirken, arıtma tesisinden gelen su sayesinde sertlik derecesini 17’ye kadar indirdiklerini söyleyerek anlattıklarını kanıtlamak istercesine bizi doğruca Asya Kebap Salonu’na götürdü. Bolu’daki ünlü isimlerin de buluşma noktası olan Asya Kebap Salonu eskiden müşterilerine damacana suyu ikram ederken, artık arıtma tesisinden gelen suyu ikram ettiklerini söylüyor. Başkan ise geçmişte 47 sertlik derecesine alışan boruların 17’ye de alışacağını ifade ediyor. Sayın Başkan kökez sularında da klor seviyesinin yüksek tutulduğunu, bembeyaz akan kökez suyunun insan vücudunu rahatsız edici çözeltilerden arınması için bu yöntemi uyguladıklarını dile getiriyor.
Suların çamurlu akması ile ilgili olarak, sertlik derecesindeki düşüşün su tesisatlarında yıllarca biriken pas ve küfü de beraberinde akıttığını savunan Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, son günlerdeki mide bulantısı, kusma gibi rahatsızlıkların sulardan kaynaklanmayacağını belirtti. Sarıcalar’da yapılan artıma tesisinin büyük bir yatırım olduğuna dikkat çeken Başkan Yılmaz, “Temiz Su Arıtma tesisine basılacak su, arıtılarak çeşmelere veriliyor. Arıtılmış suyun verilmesi ile birlikte kireç sorunu da tamamen ortadan kalkmış oluyor” dedi.
Bahtı Challenger gibi olmasın!
Su ile ilgili bilgileri aldıktan sonraki durağımız ise Başkan Yılmaz’ın tabiriyle Challenger Uzay Mekiği. Aslına bakılırsa malzeme ocaklarında bulunan söz konusu tesis bir uzay mekiğini andırsa da Challenger ismi çok iç açıcı sayılmaz. Çünkü internette yapılan küçük bir araştırma Challenger Uzay Mekiği’nin 28 Ocak 1986 yılındaki onuncu uçuşunda, kalkıştan 73 saniye sonra infilak ettiğini ve 6 profesyonel astronot ve bir öğretmenden oluşan yedi mürettebatının öldüğünü görüyoruz. Bahtları benzemez inşallah. Asfalt planti ile birlikte malzeme kırma eleme ünitesinin devasa bir tesis haline geleceğini söyleyen Başkan Yılmaz Çaygökpınar Köyü sınırlarında yer alan tesisler sayesinde Karayolları, İl Özel İdaresi’ne de yetecek, hatta dışarıya da satabilecek kadar asfalt üretimi yapacaklarını ifade etti. “Böyle bir tesisin Bolu’ya kazandırılmasından müthiş bir haz duyuyorum. Boluluların da bu hazzı duyması lazım” diyen Başkan Yılmaz, Muzaffer Işın’dan sonra kendisinin kalıcı eserleri Bolu’ya kazandırdığını savunuyor. Asfalt plantini söküp buraya getirdikten sonra nakliye olmaksızın taş kırma eleme tesisinden çıkan malzemenin direkt olarak asfalt fabrikasına verileceğini söyleyen Başkan Yılmaz, “Zamanında köylüleri ayaklandırmamış olsalardı, asfalt plantini de buraya kuracaktık. Böylelikle Bolu’nun 3-4 yılını sıkıntıya soktular. 27 yıl önce Muzaffer Işın kurmuş bu tesisleri. 27 yıl kullandık ancak Bolu Belediyesi’nin bugünkü gücüne ve imkanlarına karşılık veremiyor. İki fabrika müşterek çalışacaklar. Böylece kalite artacak. Üretim miktarı çok büyüyecek. Onlar kaça mal ediyorlarsa biz o fiyata vereceğiz. Bu Bolulular olarak işe sahiplendiğimizin göstergesi. Boluluların cebinden para çıkacağına Bolu bu paraları daha farklı yerlere kullansın istiyoruz. Özel İdare ile de görüştük, iş bölümü yaptık. Birbirimizden kar etmeden birbirimizin eksiklerini tamamlamak istiyoruz” dedi.
Kendinden engelli kavşak
Sinekten yağ çıkartarak hizmet verdiklerini söyleyen Yılmaz, Fen İşleri’nin hizmetlerinden sonra gezi boyunca yaptıkları yol çalışmalarını, köprüleri gururla göstererek anlattı. Yol kenarındaki ağaçlardan, otobüs durağına, kapalı pazaryerinden, okula kadar Belediyenin emeğinin geçtiğini söyleyen Başkan Yılmaz ile Karamanlı Mahallesi’nde doğal taş döşenerek yapılan ilginç kavşak çalışmasını inceledik. Kavşaktan yan yollara giriş doğal taş ile döşenmiş. Kavşaktan geçen bir araç yan yollara saptığında ister istemez hızını kesmek durumunda kalıyor.
Dua ile büyüyen ağaçlar
Doğal olarak engelli bir kavşak çalışmasına yakışır şekilde de kaldırım yüksekliğini düşürdüğünü ifade eden Belediye Başkanı Yılmaz, yol kenarında 4 sene önce diktikleri ağaçları gururla gösterdi. “Tutması için dua ettiğiniz ağaçlar bunlar mı?” sorusuna ise “Biz hepsi için dua ettik” cevabını veriyor. Yapılan kaldırımlardaki yüksekliklere ise özellikle dikkat etmemiz isteniyor. Kaldırım yüksekliği yarı yarıya azaltılmış. Ancak sorun şu ki Avrupa standartlarını yakalamak üzere alçak yapılan kaldırımların üzeri tamamen araba ile dolu. Başkan Yılmaz’a alçak kaldırımların çok Avrupai olduğunu ancak bilinç olarak buna hazır olmadığımızı söylediğimizde ise “Ben size insanların eşekliğini sormuyorum. Kaldırımları beğendiniz mi onu soruyorum” şeklinde bir beyanla karşılaşıyoruz. Kendisine hak vererek Anıtpark’taki kavşak düzenlemesini incelemek üzere ayrılıyoruz. Anıtpark’taki düzenleme kapsamında yapılan göbeğin büyüklüğünü “pancar tarlası kadar” olarak nitelendiren Başkan Yılmaz ile gezimiz Hükümet Meydanı’nda son buluyor. Başkan Yılmaz’ın büyük bir heyecan ve gururla anlattığı şeylerin bize, bugüne kadar yapılması gereken küçük şeyler gibi görünmesi, sanırım makam arabasının camından bakmamızdan kaynaklanıyor. Ancak makam arabasının camında beliren bir geç kalınmışlık yansıması ile gezimize son veriyoruz.
Tarih: 22/06/2010 -

Ak Parti İl Başkanı Ali Ercoşkun parti içinde yaşanan gruplaşmaları fikir ayrılıkları olarak nitelendirdi. Bilecik’e giden Vali Halil İbrahim Akpınar ile Belediye Başkanı arasında yaşanan tartışmayı da “kişisel bir mesele” olarak değerlendiren Ali Ercoşkun, “Kişisel meseleleri siyasi meselelerden ayrı tutmak lazım” dedi.
PKK’nın eylem yapacağı iller arasında adı geçen Bolu’nun, 2. Komando Tugayı’nın ilimizde olması nedeniyle gündeme geldiğini ifade eden Ak Parti İl Başkanı Ali Ercoşkun, “Bolu Komando Tugayı’nın burada olması nedeniyle, PKK Bolu ismini zikrediyor. Ama Bolu’da gerek emniyet güçleri olsun, gerek istihbarat birimleri olsun her türlü çalışmayı yapıyorlar. O anlamda hiçbir sıkıntı taşımıyoruz” dedi.
Ali Ercoşkun parti içinde yaşanan anlaşmazlıklarla ilgili olarak ise “Ortada iş varsa tartışma olur. İş yoksa zaten hiçbir şey tartışılmaz. Demek ki ortada yapılan bir çok şey var ki, yapılan şeyler hakkında görüş ayrılıkları olabiliyor” dedi. Bilecik’e giden Vali Halil İbrahim Akpınar ile Belediye Başkanı arasında yaşanan tartışmayı da “kişisel bir mesele” olarak değerlendiren Ali Ercoşkun, siyasi bir mesele olmadığı bu konuda sessiz kaldıklarını, kişisel bir meseleyi değerlendirmenin çok doğru olmadığını söyledi.
Ak Parti Hükümeti’nin gündeme getirdiği ‘Kürt Açılımı’ndan sonra terör olaylarında bir artış görüldü. Son olarak da PKK’nın eylem yapacağı iller arasında Bolu’nun da ismi geçti. Bolu gibi küçük bir il için bu ciddi bir tehlike değil mi?
Bu konu Bolu’ya özel, Bolu insanına bir düşmanlıktan ziyade Komando Tugayı’ndan dolayı ortaya çıktı. Bolu Komando Tugayı’nın burada olması nedeniyle, PKK Bolu ismini zikrediyor. ‘Komando Tugayı Bolu’da eğitim yapıyor, sonra gelip burada operasyon yapıyor’ diye kendince bir bahane uyduruyor. Ama Bolu’da gerek emniyet güçleri olsun, gerek istihbarat birimleri olsun her türlü çalışmayı yapıyorlar. O anlamda hiçbir sıkıntı taşımıyoruz. Zamanında Turgut Özal ölümünden hemen önce Türk Cumhuriyetlerine ziyareti esnasında uçaktaki gazetecilere bazı açıklamalar yaptı. Ardından ortada sıfır terör varken 33 kişiyi bir kalemde ortadan kaldırdılar. Bir sürü iddialar oldu, ihmaller oldu ama sonuçta 33 can gitti. Aynı şey diğer süreçlerde de geçerli. Ne zaman bir silkinme, bir ortaya çıkma, ciddi manada bir başarı gerçekleştiği zaman bunlarla karşılaşıyoruz. PKK’nın zaten maşa olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Artık 20-30 sene öncesi gibi yapılan olaylara göre karar vermiyor insanlar. Türk milleti o anlamda ciddi manada tecrübeler ışığında, bunlar kime fayda sağlıyorlar diye düşünerek gerçekleri bence çok açık bir şekilde görüyor. Yani PKK’nın şu ortamda “ben acaba bu referandum sürecinde hukuktaki, yargı sistemindeki çarpıklık bu kadar açık bir şekilde ortadayken, bir de referandum süreci varken, ben buradan ne kopartırım çabası” bu.
Ak Parti Hükümetinin bu konuda bundan sonraki tavrı ne olacak?
Biz büyük devlet isek, bunu iddia ediyorsak ve bunu ortaya koyuyorsak o zaman biz bunun karşısında gerekeni yapmak durumundayız. Bu kararlılık, bu azim, bu duruş en başta zaten genel başkanımızda var. Dolayısıyla biz tüm teşkilatlar olarak genel başkanımızın sonuna kadar arkasındayız. Türk milletinin büyük bir kısmının da böyle düşündüğü kanaatindeyim. Yani bu olay tamamen Komando Tugayı’mızın burada olmasından dolayı zikredilmiştir.
“Ortada iş varsa tartışma olur”
Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, milletvekilleri ve il yönetimi arasında ciddi anlaşmazlıklar olduğu iddia ediliyor. Örneğin son olarak Başkan Yılmaz Abant ile ilgili ciddi tepkiler gösterirken, İl Genel Meclisi tam tersi bir tutum sergiledi. Milletvekilleri ile de aralarında bir gerginlik söz konusu. İl Yönetimi olarak sizin izlediğini yol nedir?
3 milletvekili var 3’ü de bizim. 23 il genel meclisi üyesi var 21’i bizim. 9 İlçe belediye başkanı var 7’si bizim. 4 belde belediye başkanı var ikisi bizim. Dolayısıyla biz şu anda seçilmiş kadroların nerdeyse yüzde 95’ini kapsıyoruz ve burada da her birim kendi içinde faaliyetler gösteriyor. Bazen bu ortak faaliyetler olarak çıkıyor ortaya veya bazen il genel meclisi tarafından ihtiyaçlar oluyor. Biz ne zaman Bolu’nun menfaatine bir iş takip etmek gerekiyorsa, 3 milletvekili birlikte teşkilatlarla bu konuda duruşumuzu ortaya koyuyoruz. Yani gerekeni yapıyoruz. Aynı şekilde belediyelerimizle ilgili bir faaliyet olduğu zaman, takip edilmesi gereken bir şey varsa haftada mutlaka bir defa Ankara’ya gidiyoruz. İlgili randevuları milletvekillerimizle paylaşıyoruz ve sonrada Bakanlık nezdinde takip ediyoruz. Ama sorun noktasında olaya bakarsanız, ne yapacağız noktasında görüş ayrılıklarının olması doğaldır. Ortada iş varsa tartışma olur. İş yoksa zaten hiçbir şey tartışılmaz. Demek ki ortada yapılan bir çok şey var ki, yapılan şeyler hakkında görüş ayrılıkları olabiliyor. Önemli olan bunu karşılıklı istişare ederek, tartışarak, konuşarak çözüme ulaştırmaktır. Biz bu noktada da gayret gösteriyoruz ve birçok meseleyi çözüme kavuşturuyoruz. Ama bu her şeyi çözdük anlamına da gelmiyor. Bazı sıkıntıların da olması gayet doğaldır. Demokrasinin özünde zaten bu var. Biz her türlü meseleyi konuşarak çözme noktasında hareket ediyoruz.
Milletvekili Fatih Metin ve işadamı Yılmaz Becikoğlu arasında yaşanan tartışma sonrası il ilçe teşkilatları tepkilerini dile getirdiler. Ancak giden Valimiz Halil İbrahim Akpınar Başkan Yılmaz’a “zübük” ifadesini kullandığında sizlerden aynı şekilde bir reaksiyon alamadık. Bütün bunlar bu dedikoduları doğrular nitelikte değil mi?
Kişisel meseleleri siyasi meselelerden ayrı tutmak lazım. Alenen bir yakıştırma veya söz olsa bunun karşısında biz gereğini yaparız. Ama bir tarafta devletin valisi var, diğer tarafta seçilmiş belediye başkanı. Bildiğimiz kadarıyla Belediye Başkanı da bu konuyu yargıya taşıdı. Dolayısıyla bir yorum yapmak çok doğru olmaz. Siyasi bir mesele değil bu. Siyasi bir mesele olmadığı içinde bir değerlendirme yapmak çok doğru olmaz diye düşünüyorum. Bu tamamen kişisel bir mesele olduğunu tahmin ediyoruz. İçinde olmadığımız için çok bilmiyoruz.
Tarih: 21/06/2010 -
Mustafa Kemal’in memleketi!..
Emin Çölaşan artık yok.
Ne yapmalıyım? Bırakmalı mıyım kürekleri? Şimdi soruyorum: Ne yapmalıyım?..”
Yine de o memlekete ulaşabilmek için, bırakmadı küreklerini.. Kayığını değiştirdi belki ama, bırakmadı küreklerini… Ve ben o köye, O’nun köyüne, “Onuncu Köy”e gittim.. Sizlere O’nun köyünden, Onuncu Köy’den, Bekir Coşkun’dan selam getirdim!..
Arif Çağrı Erdoğan (A.Ç.E.) – Bekir Bey, bu söyleşiyi yapmaktaki amacım, Türkiye gündemine dair düşüncelerinizi öğrenmek. Ama tarihi de rafa kaldırmak istemiyorum.. Bu sebeple söyleşimize şu soruyla başlayalım; Emin Çölaşan’ın ve Bekir Coşkun’un Hürriyet’ten ayrılma hikayeleri biraz farklı. Emin Çölaşan, kendi deyimiyle Hürriyet’ten kovulduğunu (!) ifade ediyor, oysa siz istifa ettiniz. Benim öğrenmek istediğim nokta şu; o dönem, sizin açınızdan da bazı sorunlar var mıydı? Yoksa Hürriyet’ten istifa ettiğiniz dönem de, tamamen kendi isteğiniz doğrultusunda gerçekleşen bir yol ayrımı mı yaşandı?..
Bekir Coşkun (B.C.) – Sorun tabi ki vardı. Yoksa ben, Türkiye’nin en çok satan gazetesinden mutluydum ama ayrıldım diyebilir miyim?.. Mümkün değil bu. Fakat ben sorunları çok fazla büyütmedim, zaten sorunları büyütmek benim tabiatımda da yoktur.. Ben kiminle sorun yaşarsam yaşayım, konuşmam.. Suskunluğa bürünürüm.. İçime kapanırım.. Ve burada da öyle oldu aslında.. İçime kapandım, sustum!.. Bu durum benim aleyhime oldu aslında. Keşke biraz da olsa konuşabilseydim, kendimi savunabilseydim.. Ama şimdi, artık çok geç oldu!.. Bundan sonra da konuşmak anlamsız geliyor bana.. Hani bir laf vardır, kol kırılır yen içinde kalır.. Bu konuyla ilgili çok fazla konuşmak da istemiyorum.. Çünkü insanların aklına şu soru gelebilir; “Bir yerde 16 yıl çalıştın, çalıştığın dönemde her şey iyiydi de, ayrıldıktan sonra mı kötü oldu?” bu soruya muhatap olmak da istemiyorum.. Ben meslek hayatımın en güzel günlerini Hürriyet’te geçirdim. Milyonlarca okuyucuyla buluştum orada.. Ve ben anılarıyla yaşayan bir insanım, duygusal bir insanım.. Şimdi o kurumu yermeye, kendimi savunmak için dahi olsa kıyamıyorum.. Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra beni mutlu eden tek bir şey söyleyebilirim, benim köşemde Yılmaz Özdil’in yazıyor olması.. Çünkü o köşe, sanki insanların buluşma noktası olan bir köşe başı gibi olmuştu.. Şimdi o köşe başında, benim de beğeniyle takip ettiğim Yılmaz Özdil’in olması beni mutlu ediyor.. Eğer bir başkası yazıyor olsaydı, herhalde çok kırılır ve üzülürdüm ama dediğim gibi, Yılmaz Özdil’in orada olmasından mutluluk duyuyorum…
Türkiye el değiştiriyor!..
A.Ç.E. – Türkiye’nin, AKP’nin iddia ettiği gibi gelişerek değiştiğini düşünüyor musunuz?..
B.C. – Türkiye’de bazı şeylerin değiştiği doğru, ancak bu öyle ifade edildiği gibi gelişerek geçirilen bir değişim değil. Aslında Türkiye el değiştiriyor. Bunu kabul etmek lazım. Türkiye’de bir siyasal iktidarın egemenliğini devam ettirmesinin ötesinde bir durum var artık. Bu el değiştirme sürecinin kökeni de, 80’lere dayanıyor. 80 öncesinde Türkiye’nin iskelet yapısına baktığınızda, halkın %80’inin köylerde yaşadığını, geriye kalan %20’lik kesimin kentlerde olduğunu görürdünüz..
Ancak 80’den sonra tablo değişti.. Köyler boşalmaya, köylüler kente göç etmeye başladılar… Bu insanlar büyülendi kentlerden… Bu insanların talepleri değişti… Kısacası Türkiye’nin iskeleti bozuldu. İşte tam bu noktada da zamanlamayı kim yaptıysa iyi yaptı ve Türkiye’nin el değiştirme süreci başlamış oldu. Muhafazakar, dilinden din, kitap, Allah laflarını düşürmeyen ama bir yandan da çalışmadan zengin olmayı seven, rant sağlamaktan hoşlanan bu kitleyle AKP, bir yerde buluştu. Bu arada AKP’nin amacının ne olduğunu sorgulamadı bu kitle, ve hala da sorgulamıyor. Oysa ki AKP’nin amacı çok açık; AKP Türkiye’deki rejimi değiştirmek istiyor. Laik Cumhuriyet yerine, din referanslı bir yönetim şekli oluşturmak istiyor. Yani evet bir değişimden bahsetmek doğru ama bu değişim, öyle bahsedildiği gibi demokrasiden yana, gelişim sağlayan, Batı’ya doğru bir değişim değil… Bu değişim, çağdaş uygarlığa doğru giden bir değişim değil.. Tabi burada şunu da göz ardı etmeyelim, bu toplumla Türkiye’nin yüzünü Batı’ya dönmesi, uygarlığa dönmesi zorlama gidiyordu zaten… Bu zorlamayı da kırma imkanı buldular ve içinde bulunduğumuz süreci adına ister değişim deyin, ister başka bir şey, yaşamaya mahkum olduk!..
A.Ç.E. – Belki de bu değişimi yasal statüye sokmak için gündeme anayasa değişikliğini getirdiler.. Siz AKP’nin gündeme taşıdığı bu anayasa değişikliği konusunda ne düşünüyorsunuz?..
B.C. – Bu değişim gerçekleşirken iktidarın korktuğu bir şey vardı; ya başıma bir şey gelirse?.. İşte bu anayasa değişikliği bu sorunun cevabıdır… “Ya başıma bir şey gelirse?” sorusunun cevabıdır. Bu anayasa değişikliği şöyle diyor; “Korkma başına bir şey gelmeyecek.” Anayasa Mahkemesi değişecek.. HSYK (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu) değişecek.. Türkiye’nin yargısı değişecek; yargı siyasi iktidara bağlı olacak; yarın sen yargılanma durumunda kalırsan, seni kimse yargılayamayacak.. Ağzını açan, tepki gösteren sivil toplum örgütü olursa, canına okunacak ve böylece de sen yoluna devam edeceksin, korkma!.. İşte AKP’nin gündeme getiridiği anayasa değişikliği bunları söylüyor, bunları ifade ediyor bana… Bu anayasa değişikliği içinde de çok önemli olan ve göz ardı edilmemesi gereken unsurlar, siyasi parti kapatma yetkisinin TBMM’ye devredilmesinden ziyade, Anayasa Mahkemesi’nin ve HSYK’nın yapısının değiştirilmesidir… Bu iki nokta kesinlikle göz ardı edilmemelidir!..
A.Ç.E. – Şöyle devam edelim, Başbakan’ın gündem değiştirme konusunda çok yetenekli bir hatip olduğunu, Başbakan’ın baş danışmanı, Milliyet gazetesine verdiği bir mülakatta dile getirdi.. Başbakan’ın son gündemi, Türkiye’de ABD benzeri bir Başkanlık Sistemi’ne geçilebileceği oldu.. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?..
B.C. – İşin içine biraz ironi katarsak, Başbakan’ın benim söylediğim noktaya geldiğini düşünüyorum. Abdullah Gül, benim cumhurbaşkanım olmayacak dediğimde, beni vatandaşlıktan çıkmaya davet eden Başbakan, yakında benimle aynı fikri savunmaya başlayacak.. Başbakan’la fikirdaş olacağız yakında..
(Gülüyor…)
Çünkü yakında Abdullah Gül, O’nun da cumhurbaşkanı olmayacak.. Çünkü, artık kendisi o koltuğa oturmayı istiyor!..
Ancak bence Başbakan’ın yarattığı bu yeni gündemden daha önemli bir konu var.. Bakın Tayyip Erdoğan, Başbakan falan değildir.. Bana göre Tayyip Erdoğan, “Bambaşkan”dır. ABD Başkanı’nda bile olmayan yetkiler var Tayyip Erdoğan’ın elinde.. Sistem daha farklı gözükse de, işin aslı bu.. ABD Başkanı, senatörleri ve halk temsilcilerini kendi seçmez. Tayyip Erdoğan kendisi, tek tek seçiyor milletvekillerini. ABD Başkanı, gece rüyasında gördüğü bir şeyi, sabah yasalaştırma hakkına sahip değildir. Tayyip Erdoğan bu hakka da sahip. ABD Başkanı’nın hakkında bir tek yolsuzluk, suiistimal dedikodusu çıktığı zaman, mahkemeye gitmeme, hesap vermeme gibi bir hırsı yoktur. Burada Tayyip Erdoğan’ın hakkındaki dosyalar; evrakta sahtecilik, kalpazanlık vb. suçlamalar, işleme konulamıyor. Bu kadar kuvvetli, bu kadar kudretli, bu kadar yetkisi olan, bu kadar sınırsız ve hesap vermez, bu kadar aklına esen her şeyi yapan başka bir lider gösterebilir misiniz dünyada?.. Zaten zaman zaman meydanlardaki insanların Tayyip Erdoğan’a padişah demesi, rastlantı değil.. Çünkü onların gözünde padişahlaşmış zaten!.. Tek fark şu; Türkiye’de padişahlar seçiliyor!.. Bana göre asıl tartışılması gereken durum, ABD benzeri bir Başkanlık Sistemi’nden ziyade budur…
Dünyanın demokrasiyle yönetilen herhangi başka bir ülkesinde, zenginliğinin hesabını vermeyen, çocuklarının nasıl zenginleştiğinin hesabını vermeyen bir Başbakan olabilir mi?..
Tayyip Erdoğan, benim Başbakanım değil!..
A.Ç.E. – Bu arada konuyu siz açmışken, “Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım olmayacak” demiştiniz, Tayyip Erdoğan’da sizi vatandaşlıktan çıkmaya davet etmişti. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı yaptığı süre içinde bu görüşünüzde bir değişiklik oldu mu?..
B.C. – Bak o konuda yarım kalmıştı aslında. Çünkü devamında da söyleyeceklerim vardı ama, ben “Abdullah Gül cumhurbaşkanım olmayacak” dedikten sonra tartışma çıktı ve söyleyemedim diğer söyleyeceklerimi!.. Yeri gelmişken söyleyeyim; evet Abdullah Gül benim cumhurbaşkanım değil ancak, Tayyip Erdoğan’da benim başbakanım değil ve bu iktidar da benim iktidarım değil zaten!.. Dinlemedikleri ve tahammül edemedikleri için açıklayamamıştım, şimdi açıklayayım neden böyle söylediğimi; ben bir defa kendisiyle ilgili iddiaların hesabını vermemiş cumhurbaşkanına cumhurbaşkanım demem, yine kendisi ile ilgili iddialara cevap vermeyen başbakana da başbakanım demem!..
Hatta şöyle devam edeyim, bu adam babam olsa babam diyemem, işverenim olsa patronum diyemem, karım olsa karım diyemem, çocuğum olsa çocuğum diyemem!.. Kendisiyle ilgili bu kadar iddianın cevabını vermeyen kişilere de, cumhurbaşkanı olduğunda cumhurbaşkanım diyemem, başbakan olduğunda başbakanım diyemem… Yani o çok tartışılan olay da bundan ibaret aslında.. Demokrasi bir arz talep rejimidir.. Ve beni yöneten insanların şeffaf olmasını istemek, hesap verebilmesini istemek de, bu ülkedeki küçücük bir seçmen olarak benim en büyük hakkımdır.. Hesap vermeyen iktidar da benim iktidarım değildir, hesap vermeyen başbakan da benim başbakanım değildir, hesap vermeyen cumhurbaşkanı da benim cumhurbaşkanım değildir!..
Sorunuzun somut cevabına gelince de, Abdullah Gül’ün görev süresi içinde de görüşlerimde en ufak bir değişiklik olmadı.. Anlattığım sebeplerden ötürü Abdullah Gül, halen benim cumhurbaşkanım değildir!.. Abdullah Gül’ün orada oturmaya hakkı yoktur. Nitekim yaptığı eylemlerle de bunu kanıtladı zaten.. Bunu benim tekrar tekrar anlatmama gerek yok bence!..
Tarih: 14/05/2010 -

Ama bu gün, “Çölaşan”a kulak verelim… Onu dinleyelim…
Arif Çağrı Erdoğan (A.Ç.E.): Rahmetli Uğur Mumcu’nun benim için çok önemli olan bir “gazeteci” tanımı vardır. Şöyle der Uğur Mumcu; “Gazeteci, ağzına gelen her şeyi söyleyen veya yazan kişi değildir. Gazeteci bilgiye, belgeye ve olguya dayalı yazılar yazan ve haber kaynağına en hızlı şekilde ulaşan kişidir” Biliyoruz ki siz de yıllar yılı Hürriyet’te, bu ilkeler doğrultusunda yazılar yazdınız ve Sözcü’de de aynı ilkeler doğrultusunda yazmaya devam ediyorsunuz. Hürriyet gazetesinin o dönem ki Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, sizi “Tanrı Yazar” olmakla itham ediyor ve halkın artık “Tanrı Yazar”ları okumak istemediğinden bahsediyordu… Hürriyet’ten ayrılma sürecinde sorun neydi?.. Gerçekten kendinizi “Tanrı Yazar” olarak gördünüz mü hiç?..
Emin Çölaşan (E.Ç.) – Şimdi şöyle söyleyeyim. Hürriyet’ten ayrılma süreci değil, çok açık ifade edeyim kovulma sürecidir bu bahsettiğiniz dönem. Ben Hürriyet’ten kovuldum!.. Hem de hiçbir sebep gösterilmeksizin kovuldum!.. Hürriyet ve Doğan Medya Grup bu süreçte ciddi bir iktidar baskısı altına girmiştir. Ben “Tanrı Yazar” falan değilim. Bu Ertuğrul’un (Özkök) en büyük yalanıydı. Bunu da söylemek zorundaydı. Yoksa benim kovulmamı açıklayabilecek başka bir dayanakları yoktu. İlk uyarıyı 2005 yılında bizzat Aydın Doğan’dan aldım ben. Aydın bey bana; “Bunların üzerine gitme… Bunlar şöyle iyi adamlar, böyle iyi adamlar” diyordu… Yazılarım sansürlendi, makaslandı… O dönemde yaşadıklarım gerçek anlamıyla bunlardı…
Yani bir adamın; “Ben Tanrı Yazar”ım falan demesi için ya deli ya da kafayı yemiş olması lazım… Bu “Tanrı Yazar”lık olayı falan bunların hepsi hikaye… Dediğim gibi ben her daim uyarıldım… Bunların ki tamamen iktidar korkusudur. Bunca yıllık gazeteciyim. Türkiye’nin dönüm noktası denilebilecek bir çok dönemini yaşadım… Yaşadığımız günlerle ilgili şunu söyleyebilirim, “Menderes” iktidarı bile bunlardan fersah fersah iyiydi!..
A.Ç.E. – Bu anlattıklarınızdan yola çıkarak size şunu sormak istiyorum; basın özgürlüğünün, gazetecinin ağzına gelen her şeyi söylemesi veya yazması demek olmadığını çok iyi biliyoruz. Basın özgürlüğü halkın bilgi alabilme özgürlüğü olarak ifade edilir hep… Bu bahsettiğiniz tablo içerisinde, Türkiye’de basın özgürlüğünden, demokrasinin belki de en önemli ayağı olarak ifade edilen, çok sesliliğin tek sesi olan özgür bir basından söz etmek mümkün mü?..
E.Ç. – Hayır, hayır… Kesinlikle Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur… Medya, hükümetin ciddi baskısı altındadır. Bunun sebebi ise, medya patronlarının iktidarla ciddi çıkar ilişkilerinin olmasıdır… İster Ciner Medya Grubu olsun, ister Doğan Medya Grubu olsun… İster başka bir büyük medya grubu olsun… Bakın bu bahsettiğimiz medya patronları, sadece medya sektöründe faaliyet göstermiyorlar… Bu adamların, başka başka alanlarda da milyarlarca dolarlık ciddi yatırımları ve bu yatırımlara bağlı beklentileri var. Enerji ihaleleri, liman ihaleleri vs. vs. Şimdi bu adamların özgür olması mümkün olabilir mi?.. Ve özgür olmayan bu adamların yönettiği medyanın özgürlüğünden bahsetmek… Kesinlikle baskı altındalar!..
A.Ç.E. – Yani Türk medyasında basın özgürlüğünün, milyar dolarlık çıkarlar uğruna ipoteklendiğini söylemek mümkün müdür o zaman?
E.Ç. – Tabi ki mümkün. Bakın Türkiye’de AKP’den önce koalisyon hükümetleri vardı. Koalisyonun bir ayağını eleştirseniz bile, medya patronu olarak sırtınızı koalisyonun diğer ayağına dayayabiliyordunuz. Ancak AKP iktidarı döneminde bu durum tamamen değişti. Çünkü artık, tek parti iktidarının hüküm sürdüğü bir dönemdeyiz. Bakın bu nokta çok önemli!.. Medyanın iktidar baskısı altında olmasının tek sebebi, medya patronlarının çıkar ilişkilerinden kaynaklanan tek parti iktidarı korkusudur… İktidar korkusudur!..
A.Ç.E. – Hürriyet’ten ayrıldıktan sonra uzunca bir süre hiçbir yerde yazmadınız. Şimdi Sözcü gazetesindesiniz. Sizin için Sözcü serüveni nasıl başladı? “Medyanın baskı altında olmasının en önemli sebebi, medya patronlarının iktidar korkusudur” dediniz. Biliyoruz ki Sözcü gazetesi de ciddi anlamda muhalif yayın yapan bir gazete. Şu anda, Sözcü üzerinde de bir baskı var mı?..
E.Ç. – Bu süreci şöyle özetleyebilirim; Hürriyet’ten kovulduktan sonra bir müddet kitaplarımı yazmakla ilgilendim ve hiçbir yerde yazmadım. Bakın çok acı bir gerçeği de burada belirteyim size, evet ben yazmadım ama Sözcü haricindeki birçok gazetede bana kapalıydı artık… Bunlardan en ilginciyse sanırım Cumhuriyet’tir. Evet acı bir durumdu ama gerçek buydu, Cumhuriyet gazetesinin kapıları bile Çölaşan’a kapanmıştı. Bu arada Sözcü’den Mehmet Şehirli beni arayıp; “Emin ağbi istediğin zaman Sözcü’de başla, kapımız sana her zaman açıktır” dedi. Benim, kitaplarımı yazmakla ilgilendiğim süre boyunca, Sözcü gazetesi de benim iznimle, Hürriyet’te daha önce yayımlanmış olan makalelerimi tarih vererek yayımladılar. Ben de, son kitabımı da yazıp kitap yazma işimi noktaladıktan sonra, Sözcü gazetesiyle anlaştım ve yazılarımı burada yazmaya başladım. “Sözcü’nün üzerinde bir iktidar baskısı var mı?” diye sordunuz. Bunu da şöyle ifade edebilirim; hayır Sözcü’nün üzerinde bir baskı yok!.. Bu gazete biliyorsunuz, daha önce Aydın Doğan’a ait Gözcü gazetesiydi. Ama Aydın Doğan korkusundan dolayı bu gazeteyi elden çıkardı. Şu anda Sözcü’nün sahibi Burak Akbay adında çok genç bir kardeşimiz. Bu çocuğun asıl işi matbaacılık. Öyle milyar dolarlık ihalelerle falan işi yok. Burak’ın devlete de hükümete de bir karın bağı yok. Ben Sözcü’yle anlaşırken Burak’la açık açık konuştum. “Bak benimle anlaşıyorsun ama, biliyorsun ben ‘Sakıncalı bir gazeteciyim’ sonrasına hazırlıklı mısın?” dedim. “Ağbi benim hiçbir korkum yok ki!.. Ne yapabilirler?.. En fazla vergi uzmanlarını üzerime gönderirler!.. Zaten vergi uzmanları da, sokaktaki bakkala da gitse bana da gelse istedikten sonra illa ki bir şeyler bulur. Ama bunun dışında bir şey yapamazlar” dedi… Bu süreci de kısaca böyle özetleyebiliriz…
A.Ç.E. – Hürriyet gazetesiyle ilgili son bir sorum var size. Şu anda Hürriyet’te benim de beğeniyle okuduğum ciddi bir muhalif yazar var, Yılmaz Özdil. Hürriyet gazetesi yöneticileri, sizin deyiminizle kovulduğunuz dönemde şu açıklamaları yapıyorlardı; “Baskı altında olsak Yılmaz Özdil, Tufan Türenç vb. muhalif isimler gazetemizde yazabilirler mi? Biz baskı altında değiliz. Böyle bir şey söz konusu değil. Ayrıca biz gazetecilik yapıyoruz. İktidarın doğru projelerini desteklediğimiz gibi yanlış projelerine de yeri geldiği zaman muhalefet ediyoruz.” Baskı altında olduğunu söylediğiniz Hürriyet’te Yılmaz Özdil’in yazıyor olmasına ve gazete yöneticilerinin bu açıklamalarına ne diyorsunuz?..
E.Ç. – Böyle bir şey yok diyorum. Hürriyet muhalif yayın falan yapmıyor diyorum. Bana bu güne kadar, Hürriyet’in attığı muhalif bir manşet gösterebilir misiniz?.. Bakın ben Hürriyet’teyken de durum buydu, hala da bu. Hürriyet baskı altındadır!.. Ve Hürriyet bu baskı altında ezildi!.. Hürriyet eskiden Türk basınının amiral gemisiydi, şimdiyse AKP’nin refakat gemisi haline geldi. Ben Hürriyet’teyken, Ankara Bürosu olarak biz bir aile gibi çalışırdık. Gencecik muhabirlerin bulduğu kaç tane Türkiye’yi sallayacak haber gazeteye konulmadı, o çocukların umutları paramparça oldu anlatamam size. Ben bu muhabir kardeşlerimle hala görüşüyorum ve Hürriyet’te değişen bir şey olmadığını çok iyi biliyorum. Bu çocuklar eskiden bu yayımlanmayan haberleri bana getirirler ve “Ağbi bari sen köşende yer ver bunlara” derlerdi. Artık bunu yapabilecekleri bir Emin Çölaşan’da yok Hürriyet’te… O dönemde ben bu çocukların bana getirdiği haberleri köşemde yayımladığımda, anında yukarıdan haber gelirdi Ankara’ya; “Emin’e söyleyin, bizim gazeteye girmediğimiz haberlere köşesinde yer vermesin” diye. İşte o dönemde bu şartlar altında çalıştık biz. Şimdi değişen bir şey var mı?.. Hayır yok!.. Gelelim Yılmaz Özdil konusuna, bakın ben Hürriyet okurunun profilini çok iyi bilirim. Atatürkçü, çağdaş, demokrat ve aydın bir okur kitlesine sahiptir Hürriyet. Günlük trajı 450.000’lerde ve böyle bir okuyucu kitlesine sahip olan bir gazete, bir iki tane muhalif yazarı bünyesinde mutlaka barındırmak zorunda. Yılmaz Özdil’e yer vermelerinin asıl sebebi budur. Traj kaygısıdır, başka bir şey değil!..
A.Ç.E. – Sn. Çölaşan, ben burada bir durum tespiti yapmak istiyorum. Evet Yılmaz Özdil, çok sert muhalif yazılar yazıyor ama yazılarında genel anlamda sadece görüş bildiriyor, yorum yapıyor… Oysa siz belge sunuyor ve resmen ihbar niteliği taşıyan makaleler kaleme alıyordunuz… Yazılarınızdan sonra Cumhuriyet Savcıları, bu yazıları ihbar kabul edip harekete geçebilirlerdi ki harekete geçtikleri dönemler de oldu!.. Ben bu durumun da etkili olduğunu düşünüyorum!..
E.Ç. – Evet bunun da etkisi olabilir… Fakat sebep ne olursa olsun Türk basının hali ortada işte. Trajı yüksek olan gazetelerde sadece bir iki muhalif yazar, bu da traj kaygısından dolayı… Haber Türk’te Bekir Coşkun, Milliyet’te Melih Aşık, Akşam’da hiç yok!.. Durum bu.
AKP’nin gündeme getirdiği Anayasa değişikliği, bir “Zehir Paketi”dir!..
A.Ç.E. – Sn. Çölaşan, gündemdeki anayasa değişikliği ile ilgili de size iki sorum olacak. Birincisi, 1980 anayasasının değişmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?.. İkincisi, AKP’yi, demokratikleşme adı altında ortaya koyduğu bu anayasa değişikliği konusunda, samimi buluyor musunuz?..
E.Ç. – 1980 anayasası bir darbe anayasasıdır. Ve darbeyi yapan insanlara büyük haklar vermiştir. Tabi ki bu anayasada bazı yeniliklere ihtiyaç vardır, tabi ki yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Ama bu konuda AKP’yi, kesinlikle samimi bulmuyorum. AKP’nin gündeme getirdiği bu anayasa tasarısı, bir zehir paketidir. Hem de içine 4 – 5 tane şeker konulmuş bir zehir paketidir…
Burada amaçları çok açık; yasama ve yürütmenin, yargıyı kuşatma altına alması. Türkiye’de ele geçiremedikleri bir buçuk kuruluş kaldı. Birincisi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ki tamamını ele geçiremedikleri tek kuruluş, bu sebeple de ERGENEKON fasa fisolarıyla büyük bir saldırı içindeler. İkincisi ise yargının yarısı!..
A.Ç.E. – Tayyip Erdoğan, sizin söylediklerinizin tam aksini iddia ediyor ama… O’na göre Türkiye’de yargı, yasama ve yürütmeyi kuşatmış durumda!..
E.Ç. – Böyle bir şey söz konusu değil!.. Bakın bu ülkede HSYK, Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın bilinçli bir şekilde toplantılara katılmamasından dolayı toplanamıyor, çalışamıyor… Cumhuriyet Başsavcılıklarına atama yapılmıyor… Bu noktalara vekaleten isimler bakıyor… Adalet Bakanlığı’na bağlı Adalet Müfettişleri’nden dolayı hakimler bağımsız değil, yargı bağımsız değil!.. Hani nerede yargının, yasama ve yürütmeyi kuşatması?.. Durum ortada.
A.Ç.E. – Gündeme taşıdıkları anayasa paketinde, parti kapatma yetkisinin TBMM’ye devredilmesi teklifini nasıl değerlendiriyorsunuz?..
E.Ç. – Kapatılmaktan korktukları için bunu gündeme getirdiler. Biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi bunları az kalsın kapatıyordu. Sadece 1 oyla kapatılmaktan kurtuldular. Yüklü miktarda para cezası aldılar, mahkum oldular ama kapatılmadılar. Şimdi tek korkuları bu. Kapatılmaktan korktukları için bunu gündeme getiriyorlar… Yaptıkları yanlış ise şu; bu devran hep böyle dönmeyecek, bir gün mecliste sandalye sayıları değişecek… İşte o günü hesaba katmıyorlar!..
Ergenekon, TSK’yı hadım etme operasyonudur!..
A.Ç.E. – Demin Ergenekon’dan bahsettiniz. Sizin bu sürece bakışınız nedir?..
E.Ç. – Ben bu süreci şöyle değerlendiriyorum, nasıl ki anayasa değişiklik paketi yargıyı kuşatmakla ilgiliyse, Ergenekon’da, orduyu hadım etme operasyonudur… Rejime, cumhuriyete ve M. Kemal’e bütünüyle sahip çıkan tek bir kurum kaldı o da TSK. İşte bu sebeple TSK’yı hadım etmek istiyorlar. Ve bu operasyonla da orduyu bitirmek için büyük mesafe aldılar!.. Ergenekon, Balyoz, bunlar orduyu bitirme ve muhalifleri baskı altına alma operasyonudur!.. Ergenekon kapsamında adı geçen iki kişi Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan… Bu iki gazeteci kardeşimi de çok yakından tanırım. Bu iki kardeşim birbirleriyle neredeyse kanlı bıçaklı kavgalılar… Ama aynı örgüte üyelermiş!.. Yani böyle bir şey olabilir mi?.. Tamamen ciddiyetsiz iddialar bunlar… Ellerinden gelse sizi de, beni de hepimizi alırlar bunlar içeri!.. Ergenekon’un özü budur işte, orduyu ve muhalifleri bitirme planı!..
Milletin parasını yiyorlar!..
A.Ç.E. – Eskiden Ilımlı İslam’dan bahsediyorduk, şimdilerde Aç-Ilımlı İslam’dan bahseder hale geldik!.. Gündemdeki açılımlara dair sizin düşünceleriniz neler?..
E.Ç. – Bu açılımların hepsi oy kaygısıyla yapılan eylemler. Bana sorarsanız esas amaçları da bu grupların Türkiye’den kopması… Ben bu ülkede, kimsenin farklı bir muameleye tabi tutulduğuna inanmıyorum. Hepimiz devletin bizlere verdiği vatandaşlık haklarından, aynı eşitlik içerisinde yararlanabiliyoruz değil mi?.. Nedir o zaman bu açılım maçılım hikayeleri?.. Dediğim gibi oy kaygısıdır, başka bir şey değil… Güneydoğu’daki BDP gerçeğini, böyle saçma sapan projelerle yok edemezsiniz!.. BDP Güneydoğu’ya hakim olan bir siyasi partidir ve bu politika anlayışıyla BDP’nin önüne geçmeniz mümkün değil… BDP’nin “Hayır” dediği bir referanduma, Güneydoğu “Evet” demez!.. Oy kaygısıyla ortaya atılan bu açılım söylemleri, ciddiyetsiz olduğu kadar, başarısız olmaya mahkum bir anlayış aynı zamanda!.. AKP’nin açılım adı altında oy kaygısıyla düzenlediği diğer etkinliklere de bakalım, misal “Roman” açılımı… Şimdi, oy kaygısıyla düzenlenen bu etkinlikler, milletin parasıyla düzenleniyor… Yani açılım maçılım adı altında milletin parasını yiyorlar!.. Tamamen ciddiyetsiz, devlet yönetimiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan fiiller bunlar!..
AKP bu kadar yanlışsa, neden iktidarda?..
A.Ç.E. – AKP’nin uyguladığı bu kadar yanlış proje olduğunu, Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi mahkum ettiğini söylüyorsunuz. Peki bütün bunlara rağmen AKP’nin, çok ciddi oranda bir seçmen kitlesine sahip olmasını neye bağlıyorsunuz?.. AKP sizin anlattığınız kadar yanlış bir partiyse, burada bir terslik yok mu?..
E.Ç. – Elbette var. Ben bunu şuna bağlıyorum; yakın dostum Bekir Coşkun’un seçmenle ilgili güzel bir tespiti vardır. Ne diyor Bekir Coşkun; “Bizim seçmenimiz ‘Göbeğini Kaşıyan Adam’dır” diyor… Yani insanlar gerçeği düşünmüyor… Kömür yardımı alınca, erzak yardımı alınca, ülkenin geleceğiymiş, nereye doğru gittiğiymiş onlar için bir önem arz etmiyor… “Göbeğini Kaşıyan Adam” o kömüre, o erzak yardımına neden muhtaç olduğuyla değil, yapılan yardımla ilgileniyor… Hal böyle olunca da ortaya bahsettiğiniz terslik çıkıyor… Bir de işin içerisine din sömürüsü girince ortaya çıkan tablo işte bu!..
A.Ç.E. – Din sömürüsü demişken, geçen günlerde garip bir olay yaşadım. Ankara’nın güzide semtlerinden birinde çarşafa bürünmüş 4 tane kadın gördüm ve ciddi anlamda bir rahatsızlık hissettim. Sonra şunu fark ettim, eskiden türbanın siyasi bir simge olduğunu düşündüğüm için türbandan da rahatsızlık duyuyordum… Ama artık türban Türkiye’nin gerçeği haline geldi ve buna alıştık!.. Bunu fark edince korktum!.. “Acaba zamanla çarşafa da alışır mıyız?” diye kendi kendime sordum… Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?.. Acaba alışır mıyız?..
E.Ç. – Belki dediğiniz gibi alışanlar olabilir ama bizler kesinlikle alışmayacağız!.. Türbanın okullara, kamuya ve kışlaya girmesine her zaman karşı çıkacağız!.. Çünkü çok net söylüyorum “Türban” siyasi bir simgedir. Kur-an’da, “Saçınızı göstermeyin eyy kadınlar” diye bir şey yok… Bu sömürüdür, istismardır, siyasi bir plandır, tuzaktır!.. Ömrümün sonuna kadar da bu görüşlerimi ülkem için savunacağım!..
Belki biz İran oluruz ama… Tayyip Erdoğan, bir Ahmedinejad olamaz!..
A.Ç.E. – Sn. Çölaşan, sormak istediğim başka bir soru da şu; Türkiye’de çok tartışılan bir konu var, İran olur muyuz?.. Ben farklı bir bakış açısıyla size bu soruyu yöneltmek istiyorum. İran’ı beğensek de beğenmesek de, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın, tüm dünyaya karşı net bir duruşu ve bu duruştan dolayı kazandığı büyük bir saygınlık var… Varsayalım ki Türkiye bir gün İran oldu, sizce Tayyip Erdoğan da bir Ahmedinejad olabilir mi?..
E.Ç. – Biz İran olsak bile, Tayyip Erdoğan hiçbir zaman bir Ahmedinejad olamaz!.. Çünkü Tayyip Erdoğan, bana göre ciddiye alınacak bir adam değil… Ben hiçbir zaman Tayyip Erdoğan’ı ciddiye almadım. Ayrıca Türkiye’de maalesef saygın bir ülke değil!.. Türkiye açlığın, fakirliğin en üst düzeyde olduğu bir ülke!.. Bakın yıllardır süren bir durum var; eğer saygın bir ülke olsaydık, Kıbrıs’ta kurduğumuz KKTC’yi hadi Avrupa’yı geçtim ama, en azından Pakistan veya benzeri ülkelerin tanımasını sağlayabilirdik!.. Yani düşünsenize Pakistan bile tanımıyor KKTC’yi!.. Nerede saygınlık?.. Dediğim gibi, Türkiye belki İran olur ama ne saygınlık kazanır, ne de Tayyip Erdoğan bir Ahmedinejad olur!..
Oyumu CHP’ye veriyorum, bir de inanabilsem keşke!..
A.Ç.E. – İktidarla ilgili birçok şey konuştuk… Peki sizce Türkiye’de muhalefet ne durumda?.. Muhalefet üzerine düşen görevi yapıyor mu?..
E.Ç. – Muhalefet açısından da şunu söyleyebilirim, rezalet bir durumdayız!.. Türkiye’de gerçek bir muhalefet yok. Bu ülkede muhalefet partileri adam gibi olsa, gerek sağ ya da gerek sol adam gibi bir muhalefet olsa, Türkiye bu durumda olmazdı!.. Ben bu ülkede iktidara nasıl güvenmiyorsam, muhalefete de asla güvenmiyorum… Ben de CHP’ye oy veriyorum ama inanarak değil!.. Toplumun genelindeki davranış ekseninde veriyorum bu oyu!.. Yani AKP’nin karşısında oyumu verebileceğim başka bir parti olmadığını düşündüğüm için oyumu CHP’ye veriyorum ama CHP’ye de inanmıyorum!.. Bu da muhalefet açısından büyük bir sorun bence… Şunu ekleyebilirim, bir yazar olarak muhalefet açısından da, iktidar açısından da büyük bir çıkmaz ve açmaz içindeyim!..
Artık beni ekranlarda görmeniz çok zor!..
A.Ç.E. – Sn. Çölaşan, size son olarak cevabını birçok kişinin merak ettiği bir soru yöneltmek istiyorum. Mustafa Balbay gözaltına alınmadan önce, ART ekranlarında “Ankara Rüzgarı” isimli çok ses getiren bir televizyon programına imza atmıştınız. Bu program Mustafa Balbay’ın gözaltına alınmasıyla birlikte son buldu… Ve biliyorum ki okuyucu kitleniz ve sizi takip eden birçok kişi, sizi ekranlarda görmeyi çok özledi… Sizi yeniden ekranlarda görebilecek miyiz?..
E.Ç. – Sanmıyorum!.. Çünkü Hürriyet’ten kovulduktan sonra, söyleşinin başında da söylediğim gibi, Cumhuriyet gazetesi bile bana kapılarını kapattı!.. Şu anda hiçbir Tv kanalının buna cesaret edebileceğini düşünmüyorum!.. Kaldı ki bizim görüşlerimizi taşıyabilecek çok az Tv kanalı kaldığı gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir!.. Aralıklarla Saygı’yla (Öztürk) birlikte ART’ye çıkıyorum ya da nadiren, iki ayda bir falan Halk Tv’ye. Bunun dışında ne bir Tv kanalından söylediğiniz çerçevede bir teklif aldım ne de böyle bir teklif yapmaya cesaret edebileceklerini düşünmüyorum!..
A.Ç.E. – Sn. Çölaşan, sorularıma verdiğiniz içten cevaplar için, bu kadar yoğun çalışma temponuza rağmen bana vakit ayırdığınız için, size çok teşekkür ederim… Söyleşinin başında da söylediğim gibi, sizinle bu söyleşiyi gerçekleştirmiş olmak, benim için çok büyük bir onur ve gurur kaynağı!.. Siz Hürriyet’ten kovulduğunuzu söylüyorsunuz, ama ben sizin terfi ettiğinizi düşünüyorum!.. Halkın gönlünde, halkın vicdanında terfi ettiğinizi düşünüyorum…
Belki büyük bir terfi töreni düzenlenmedi sizin için ama, bir önceki Cumhurbaşkanımız Sn. Ahmet Necdet Sezer’in, kovulduğunuzu söylediğiniz süreçte, Cumhurbaşkanlığı konvoyunu durdurarak yanınıza gelip elinizi sıktığı gün, halk nezdinde kazandığınız “şeref madalyası”nı da, göğsünüze taktığı gündür!..
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın veya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün uçağına binebilmek için; kişiliğinden, karakterinden ve meslek onurundan ödün veren kişilerin, “gazeteci”yim diye ortada dolaştığı güzel ülkemde, “gazeteci”liğin ne demek olduğunu hepimize bir kez daha hatırlatan “mütevazı bir dev”siniz siz…
Evet, belki binbir güçlükle ve yardakçılıkla gazeteciyim diyen herkes bir Cumhurbaşkanı’nın veya Başbakan’ın uçağına binebilir!.. Ama bir Cumhurbaşkanı’nı makam aracından indirip, yanınıza getirtebilecek mütevazılıkta bir dev olmayı başarabilmektir aslında gazetecilik!..
Ve böylesine açık sözlü, böylesine dürüst, böylesine güçlü bir kalemi sütunlara sığdırmak; en başta da söylediğim gibi sanırım imkansız!.. Ama bu görüşmenin arka planını da en kısa sürede köşemde paylaşmaya çalışacağım sizlerle…
Tarih: 20/04/2010 -

Kent Bilgi Sistemi konusunda adı sık sık gündeme gelen dönemin Hesap İşleri Müdürü ve şimdiki CHP’li Belediye Meclis Üyesi Hüseyin Serin tartışmalara son noktayı koydu:
“Artık bu konu kapansın”
Bolu Belediyesi’nde 28 yıl görev yapan biri olarak Yüksel Ceylan döneminde gündeme gelen Kent Bilgi Sistemi ile ilgili konularda hala ismimin yer almasından rahatsızlık duyduğunu ifade eden CHP’li Bolu Belediye Meclis Üyesi Hüseyin Serin, hakkındaki iddiaları yanıtladı. Gazetemizin sorularını cevaplandıran Hüseyin Serin, Kent Bilgi Sistemi ile ilgili konurlarda hiçbir şekilde soruşturma geçirmediğini altını çizerek söyledi.
Yüksel Ceylan döneminde yapılan Kent Bilgi Sistemi ile ilgili anlaşma yapılan firmaya sizin Hesap İşleri Müdürü olmanız dolayısıyla peşin paralar ödendiği söylendi. Konuyla ilgili olarak neler söyleyeceksiniz?
Bu konu uzun bir zaman çok gündeme getirildi. 06.09.2002 tarihinde Kent Bilgi Sistemi ile ilgili bir ihale yapıldı. İhaleye 4 – 5 tane firma katıldı. En uygun teklifi veren BORAT firmasına 380 milyar lira para ile verildi. Bende o zaman Bolu Belediyesi Hesap İşleri Müdürü olarak ihalede bulundum. Daha sonra bu firma Bolu’ya geldi. Bolu’da bir yer kiraladı hatta Bolu’da işe ihtiyacı olan gençlerimizi de alarak değerlendirmeye başladı ve çalışmalarına başladı. Çalışmalar neticesinde muhtelif zamanlarda kendilerine istihkakları ödendi. Daha öncede bu konuda bazı açıklamalar yapılmıştı, birkaç kişi tarafından. ‘İstihkakların ödemesi bir iki ay içerisinde bitirildi’ gibi açıklamalar. Kesinlikle böyle bir şey olmadı. En az bir buçuk yılı aşkın bir süre bu istihkakların ödenmesi sürdü. Bu istihkakların ödenmesi tabii ki muhasebe müdürü olarak benim tarafımdan yapıldı. Yalnız şunu özellikle belirtmek istiyorum, ben 2001 yılında muhasebe müdürü olarak göreve başladım, emekli olduğum 2006 tarihine kadar da görevimi devam ettirdim. Bu süre içerisinde tabii ki yalnızca BORAT firmasına değil, dünya kadar ihale sonucu, dünya kadar vatandaşa ödeme yapıldı. Ama nedense BORAT firmasına yapılan ödemelerle ilgili konu çok gündeme geldiği ve beni de töhmet altında bıraktığı için, uzun süredir bu konu hakkında bir açıklama yapmamıştım. Sizin sayenizde de bu açıklamayı yapmak istiyorum. Bu istihkakları muhtelif zamanlarda ödedik. Yalnız yıllarını belediyeye vermiş, belediyeciliği çok iyi bilen, hesap işleri müdürlüğünde bulunduğu süre içerisinde adı hiçbir şeye karışmamış, şu anda da emekli olmuş ve bir siyasi parti kanalıyla belediye meclis üyesi olarak da halkın takdirini kazanarak bu göreve getirilmiş bir insanın sözleridir bunlar. Bu açıklamamı halkımızın çok dikkatli şekilde okuyarak anlamasını istiyorum. Kent Bilgi Sisteminin yapılan çalışmaları, görsel çalışmalardır. Yani bir mal alırsınız ayniyat kesilir en son ödeme evrağı sizin önünüze gelir siz de bu evrağı gördükten sonra, bunu ödememde hiçbir mahsur yoktur diye karar verirsiniz. Binlerce ödeme evrağı yaptım ve bunlar bu şekilde değerlendirilir. Yalnız Kent Bilgi Sistemindeki ödemeler farklıdır. Buradaki ödeme şekli şöyle olmuştur; İlgili servis gerekli değerlendirmeyi yapmış ödeme evrağına tahakkuk memuru olarak bu işin yapıldığına dair imzasını atmıştır. Belediye Başkanı bunun ödenmesinde bir mahsur yoktur diye görüş belirtmiş en sonunda evrak Hesap İşleri Müdürü olarak benim önüme gelmiş ve ben de bu evrağı ödemişimdir. 2002 yılında başlayan bu ödemelerin 2002-2003 yılı teftişini yapan İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından en ufak bir şekilde bir sıkıntı veya araştırılması gereken bir konu olarak görülmemiş, Mülkiye Müfettişleri ve Sayıştay tarafından en ufak bir şekilde bir işlem yapılmamıştır.
Peki sonra nasıl gündeme geldi bu konu?
Belediye Başkanlığına Alaaddin Yılmaz’ın gelmesi ile Kent Bilgi Sisteminin ‘Ne gibi bir çalışma yapıldı ve buraya bu kadar para ödendi. Hiçbir belge yok mu?’ diye tüm servislere yazı yazdığında Belediye Hesap İşleri Müdürü olarak bende buna çok net bir cevap verdim. “Servisimle ilgili Kent Bilgi Sistemi ile ilgili muhtelif çalışmalar yapılmış, ama bir neticeye varılmamıştır” dedim. Yani neticeye varılamaması bunla ilgili hiçbir çalışma yapılmadığı anlamında değil, yanlış yorumlanıyor burada. Yani çalışmalar yapılmış ama bir sonuç alınamamış. Benim vermiş olduğum cevap sanki Kent Bilgi Sistemi ile ilgili hiçbir çalışma yapılmamış, Kent Bilgi Sistemine afaki yoldan para ödenmiş olarak değerlendirildi. Burada esas hassas noktalardan birisi şudur; Yeni yönetim bu konuda İçişleri Bakanlığından bir müfettiş istedi. Bununla ilgili özel bir müfettiş Bolu Belediyesine geldi ve Kent Bilgi Sistemi ile yapılan ödemeleri araştırdı. Bunla ilgili belgeler ve müfettiş raporları da bende mevcuttur. Gelen müfettiş benim ifadelerimi aldı. O zaman ki Belediye Başkanımız Yüksel Ceylan’ın ifadelerini aldı. Bazı daire müdürü arkadaşlarımızın ifadelerini aldı. Daha sonra gerekli belge ve bilgileri toplayıp Bolu’da ayrıldı. Belirli bir süre geçtikten sonra müfettiş raporunu verdi. Ve bu raporda “Hesap İşleri Müdürü Hüseyin Serin’in önüne ilgili tahakkuk memuru tarafından imzalanmış ve ilgili belediye başkanı tarafından da ödenmesine mani yoktur diye onay verilmiştir. Hesap işleri müdürünün de buna ödeme yaptığı görülmüş, bu görsel bir hadise olduğu ve bu nedenle işin ne kadarının yapılıp yapılmadığı bilinmediği için Hüseyin Serin’e soruşturma izni verilmemesine” şeklinde ifadeler yer almış, bunun neticesinde de benim hakkımda hiçbir şekilde soruşturma dahi açılmamıştır.
Buna rağmen neden hep sizin isminiz bu konuyla birlikte anıldı?
Aslına bakarsanız Yüksel beyin son dönemleriydi. Oldukça fazla bir maddeden dolayı yine Mülkiye Müfettişleri tarafından teftişe tabi tutulduk. 40-45 maddeyle ilgili Bolu Belediyesi şikayet edilmiş. Bunlar içersinde Kent Bilgi Sistemi yine vardı. Gelen arkadaşlar ihale safhasından ödemeye kadar tüm incelemeleri yaptıktan sonra bununla ilgili yine suç unsuru bulamadılar. Bunun da belgeleri Bolu Belediyesi’nde mevcuttur. Kent Bilgi Sistemi ile ilgili ben hiçbir şekilde soruşturma geçirmedim veya hakkımda devam eden herhangi bir dava da yok. Hatta benim izinli olduğum dönemlerde benim yerime bakan arkadaşımızda 3-4 tane aynı firmaya ödeme yapmıştır. Artık bu işe bir nokta konulsun. Bolu Belediyesi ilgili firmayı aldıkları ödeme karşılığında işi bitirmedikleri gerekçesiyle mahkemeye verdi. Firma da Bolu Belediyesini mahkemeye verdi. Bu mahkemeleşme devam ediyor. Ne tanık olarak ne başka bir konumda ben gene yokum. Bu beni rahatsız etmeye başladı 28 yıllık görev süremde 8 belediye başkanı ile çalışmış ve 5 yıl Hesap İşleri Müdürlüğü yapmış biri olarak bunları söylüyorum. Bu konuların artık kapanmasını rica ediyorum.
Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz “Muzaffer Işın’dan sonra Bolu’da belediye başkanı yoktu. Ben geldim” şeklinde sözleri mevcut. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Şu an CHP’li Belediye Meclis üyesi olsam da hem Necdet beyin 10 yıllık döneminde, hem de Yüksel beyin 5 yıllık döneminde de Yazı İşleri ve Hesap İşleri Müdürlüğü yapmış biri olarak cevap vermek istiyorum ki, böyle bir söylemi kabul etmem mümkün değil. Sayın Necdet Gören 10 yıl boyunca elinden geldiğince hizmet vermeye çalışmıştır. Yaptığı işleri anlatmaya kalkmak uzun sürer. Bolu’nun altyapısı tümüyle yenilendi ve böylece altyapı depremde en ufak zarar görmedi. Bunu yapmak belediyenin asli görevlerindendir. Su konusunda sıkıntılar vardı ve 2. katlara su çıkmıyordu. Belirli bir saatten sonra çamaşır yıkardı insanlar. Bu sorunu halletti. En önemlisi de personel ve müdürler arasında, Bolu halkıyla belediye çalışanları arasında bir diyalog vardı. Bu belediyecilik açısından çok önemli bir başarıdır. Yüksel Ceylan’ın 5 yıllık belediye başkanlığı dönemi içine deprem girmiş en az 2 yıl deprem yaraları sarılmaya çalışılmış ve bunun yanında da halkımıza hizmet eksiksiz olarak yerine getirilmeye çalışılmıştır. Sayın Ceylan’ın da Bolu halkına büyük hizmetler verdiğini kabul etmek gerekir. Kesinlikle ben bu konuyu siyasi olarak düşünmüyorum. Muzaffer Işın döneminde de görev yapmış bir insanım. Onun da çok büyük hizmetleri olmuştur. Ancak “Muzaffer Işın’dan sonra kimse yoktu. Ben aldım Bolu’yu dünya markası yaptım” demek komik oluyor. 12 Eylül dönemi yaşadık. Burada Allah rahmet eylesin Vali Adnan Darendeliler ve Hasan Bülbül bile başkanlık yapmıştır. Onların bile hizmeti vardır. Hiç hizmet yapılmadı demek bu insanlara büyük saygısızlıktır.
Şu an Belediye Meclisi’nde AK Parti grubu ile sorunlar yaşıyor musunuz?
Kendi grubum içersinde belediye kökenli tek insan benim. Biz ilk başta AKP gurubuyla “Müşterek hareket edelim, meclis çatısı altında parti ayrımı olmaz, 31 tane meclis üyesi Bolu halkı tarafından seçildik” dedik. Ama AKP tarafından bu sıcaklığı göremedim. Hala da göremiyorum. Dilimizin döndüğünce bir şeyler söylemeye çalışıyoruz. Biz halkımızı temsilen ordayız. Oy çokluğu ile de oy birliği de ile de kararlar veriliyor. Ancak bizim AKP grubunun her söylediğine evet dememiz mümkün değil.
Alaaddin Yılmaz’ın da Gören’e yönelik eleştirileri oldu. Buna göre Necdet Gören dönemi için neler söyleyebilirsiniz?
Beni tanıyanlar hem belediyecilik hem de sosyal yaşamda nasıl biri olduğumu bilirler. Ben emekli olmadan önce Sayın Alaaddin Yılmaz’la 2 yıl çalıştığım dönem için bile en ufak birşey demedim. Sayın Yılmaz da Bolu’ya yararlı olmak için çalışmıştır. Emekli olmam için de bana en ufak bir baskı yapılmamıştır. Necdet beyin 10 yıllık belediye başkanlığı döneminde şu an da Alaaddin beyin partisinde görev yapan ve meclis üyeliği yapan arkadaşlar da var. Bu konuda samimi olmak lazım. Alaaddin bey değil miydi? Necdet beyle yan yana olduğu zamanlar da “Sen bizim duayenimizsin. Senden çok şey öğrendik, sen Bolu’ya çok şey verdin” diyen. Şimdi “Kimse bir şey yapmadı her şeyi ben yaptım. Biz dünyada bir taneyiz, Avrupa’da bir taneyiz, uzayda bir taneyiz, arıtma yaptık dünyada eşi benzeri yok” demek anlamsız. Biz bu işi iyi yapıyoruz diyebilirsiniz ama dünyada bir taneyiz demek saçma. Hangi kriterlere göre dünyada bir tanesiniz? Türkiye’de 3 bin tane belediye var. Dünyayı da saysak matematiksel olarak işin içinden çıkamayız. Bunların siyasi yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bu insanlar konuşmadı mı deprem olduktan sonra altyapının zarar görmemesinin Necdet beyin sayesinde olduğunu. Bunu konuşanlar arasında kendileri de vardı.
Pek çok köyün mahalle yapılmasını doğru bir karar olarak görüyor musunuz?
Mahalle olması gereken köyler gerçekten vardı. Şehirle birleşmiş, şehrin içinde kalmıştı. Belediye zaten bunlara gereken hizmeti götürüyordu. Ama şu anda hala mahalle olmaya hazır olmayan 5-6 köy var. Kürkçüler bu şekilde. Adam hala hayvan besliyor. Mahalle bilincini henüz benimsememiş, köyden bahsediyor. Bu insanların nasıl mahalle olacağını çok merak ediyorum. Siyasi konuşmuyorum. Mahalle oldum demekle olunmuyor. Gerçekten mahalle havasına girmiş yerler de var. Yakışmış da. Ama köy havasının çok estiği yerlerde siz mahallesiniz demek çok da doğru değil.
Vali H. İbrahim Akpınar ile Başkan Yılmaz arasındaki tartışmaları nasıl nitelendiriyorsunuz?
Geçişte de belediye başkanlarıyla valiler arasında çatışmalar olduğu görüldü. Muzaffer Işın döneminde o zamanın Bakanı Kazım Oksay’
Abant’ta yapılan çalışmalar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Abant’ta yapılanları çok yakından takip ediyoruz. Başkanın buna karşı görüş ve düşüncelerine bizde sıcak bakıyoruz ancak sıcak bakmayla olmuyor. Vali bey “Abant dünya harikası olacak” diyor. Bekleyip görelim diyoruz. Abant’ı kayıp mı ediyoruz bende samimi şekilde birşey söyleyemiyorum. Neticeyi almak ve görmek gerekiyor. Ama şu an sanki Abant anormal şekilde sıkıntıya gidiyor izlenimi var. İnşallah hayırlı olur diye düşünüyorum.
Tarih: 14/04/2010 -

İzzet Baysal Caddesindeki esnaflar, bazı dükkânlara zabıtanın taraflı tutum yaptığını belirttiler. Dükkânların önüne konulan stantların kendileri için önemli olduğunu belirten esnaflar, müşteriye mallarının tanıtımı için yapılan bir hareket olduğunu ifade ettiler. Cadde esnafının çoğunluğu, Belediye’nin baskılarından çekindikleri için dükkânlarının ve kendilerinin isimlerinin yayınlanmasını istemediğini söyledi.
İşte esnafın şikâyetlerinden bazıları:
Murat Karaduman (Esnaf, kuruyemişçi) : “Üç gün önce zabıta kapımıza dayandı. Dükkânın ara sokağa bakan kısmındaki dondurma dolabımızı kaldırmamızı söyledi. Cadde üzerinde olmamasına rağmen neden böyle bir şey istediler anlamadım. Bazı işyerlerine böyle tutumlar sergilenmiyor. Biz bu işe artık belli bir sınırlama getirilmesini istiyoruz.”
Emre Yıldırım (Esnaf, telefoncu) : “İşyerimin önündeki
İsmini vermek istemeyen esnaflar ise konuşulacak çok şeylerinin olduğunu, ancak belediye ve zabıtadan korktukları için seslerini çıkaramadıklarını belirttiler. İşte ismini vermeyen esnafların şikâyetlerinden bazıları:
“İşyerimin önünü yarı yarıya küçülttüler. Ben malımı müşteriye sunmadan, sadece içeride nasıl satabilirim. Daha önce, bunu Belediye Başkanına anlatmaya çalıştım, ama beni dinlemedi bile”
“Aynı cadde üzerinde ve aynı sırada olmamıza rağmen komşum dolap çıkarıyor ona bir şey diyen yok. Ben iki tane cips standı çıkarıyorum ceza yağmuruna tutuluyorum. Belediye ayrımcılık yapıyor. Adam kayırıyor”
“Daha önce bu konu hakkında, işlettiğim büfe üç gün süre ile kapatıldı. Artık bir şey söylemeye korkuyoruz”
“Dükkânımın önüne malzeme çıkarabilmek için, Belediye’ye dilekçe yazdım. Ama lütfedip bir cevap bile yazmadılar. Zabıta kapımıza gelip fotoğraf çekip gidiyor. Uyarı bile yapmıyor, başkanımızdan buna bir çözüm getirmesini istiyoruz”
Tarih: 07/04/2010 -

Röportaj: Ebru Eyvazoğlu
Bolu Ticaret ve Sanayi Odası olarak Bolu’da ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Biz öncelikle üyelerimizin iş hayatlarındaki durumunun daha da geliştirilmesi için KOSGEB’le ilgili bilgilendirme toplantıları yaptık. Genç girişimciler ve kadın girişimcilerle ilgili eğitim programları uyguladık. Bolu’nun ekonomide geride kalmasının nedenlerini araştırdık.
Peki Bolu’nun ekonomik anlamda geri kalmasının sebebi nedir?
Geri kalma nedenlerimizden en önemlisi Bolu’da ortaklık kültürümüzün olmaması. İki kişinin bir araya gelerek planlı iş yapmamaları, birbirlerine güven duymamaları ve bu nedenle de Bolu’daki şirketlerin küçük kalması. Bir diğer sebep de yatırımcının olmaması. Girişimci ruhun olmaması nedeniyle Bolu yatırımcı bakımından çok fakir bir il. Bolu’da yatırım yapmış olan büyük firmaların da merkezi İstanbul’da. Ayrıca üniversitemizin var olması nedeniyle Bolu’da sorumluluklarımız var. Bu sosyal sorumluluklarımıza cevap verecek belli insanlar var. Tamamen Bolu’nun yükünü onlar taşıyor. Eğer büyük yatırımcı ve holdingler Bolu’da olsaydı daha rahat bu tür şeylere yer verilirdi. Bu yüzden sıkıntılarımız var. Tabii bunun gelişimi hemen olmaz. Yılların birikimidir. Burada bir hareket başlatmak gerekiyor. Başladıktan sonra da yeni yetişen neslin veya sermayesi olan çocukların girişimci olarak yetişmesini istiyoruz. Girişimcilikte hangi meslek olursa olsun o mesleği çok iyi bilmesi gerekiyor. Çalışkan ve özverili olmak da başarı için şart.
Bolu’da insanlar risksiz iş yapmayı seviyor. Mevduatlara baktığımızda da durumu görebiliyoruz. Ne kadar borcu varsa o kadar da bankada parası var. Ticaret risk demektir. Başarılı olmak için de o riski göze almak durumundasınız.
Bolu’nun başarılı olduğu veya gelişime açık olduğu sektörler nelerdir?
Sektörlere baktığımızda Bolu’nun tarım sektöründeki ekonomik değeri oldukça fazla. Ancak bizdeki tarım alanları parçalı. Bu yüzden bizim yem entegrelerimizin ihtiyacı olan soya ve mısırı dahi kendimiz yetiştiremiyoruz. Bolu’daki yem fabrikaları da bu yüzden hammaddeyi dışarıdan getirmek zorunda kalıyor. Ancak tarım alanlarımız seracılıkta da kullanılmaya oldukça müsait. Parçalı tarıma müsaade edecek üretimlere yönelmek durumundayız. Metal sektöründe ise Arçelik’in Bolu’da olması ve bu firmanın yardımcı sanayi ile iş yapmasından dolayı Bolu’da önemli bir ekonomik yeri var.
BTSO’ya kayıtlı kaç üyeniz var ve üyelerinizin genel tablosu nasıl?
2008 yılında toplam 2725 kayıtlı üyemiz vardı. 236 tanesi anonim şirketi, 1519 tanesi de limitet şirketi. Ayrıca 723 tane şahıs firması ve 247 tane de kooperatif gibi diğer şirketler var. 2009 yılında da 236 olan anonim şirketi 259’a çıkmış. Limitet şirketleri 1519’dan 1641’e çıkmış. Şahıs şirketleri 723ten 714’e inmiş. 244 tane de diğer şirketlerin sayısı. Buradan şu anlaşılıyor; büyük holdingler anonim şirketidir. Bizim anonim şirketlerin üyelerimize oranı ise 2008 yılında 8.7’dir. 2009 yılında 9.1 olmuştur. Bu çok küçük bir rakam. Bolu ekonomideki asıl gücünü burada gösteriyor. Bolu ekonomide, yatırımda güçlü bir şehir değil. Anonim şirketleri daha kurumsal. Ancak biz aile şirketlerinden arınamamışız. Aile şirketlerinin devamlılığı kurumsal şirketlere benzemez. Küçük bir anlaşmazlık ile dağılmaya müsait şirketlerdir. Bu yüzden profesyonel çalışan anonim şirketlerinin önemini Bolu’da kavramak gerekiyor.
Turizm çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?
Turizm anlamında Bolu’nun reklama bile ihtiyacı yok. Türkiye’de kime sorarsanız sorun Bolu’nun güzelliğinden haberdardır. Turizm yönünden incelediğimizde marka olan yerlerimiz var. Kartalkaya kış turizminde, Gölcük doğa turizminde iddialı. Karacasu’nun sağlık ve termal turizmi açısından yatırımlara açılması gerekiyor. Fizik Tedavi Hastanesi yapılmış ancak burası Türkiye’deki vatandaşlara hitap edecek durumda. Çok dünyaya açılacağını düşünmüyorum. Ben buradaki 120 metrekarelik yerin iki ayrı yere bölünmesi ve iki ayrı firma olarak sağlık ve termal turizm alanında iyi markalara verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu oluşursa Bolu iyi bir marka haline gelir.
Spor da ayrıca bir turizm konusudur. Futbol sahaları yaptırılması gerekiyor. Buranın hava şartları spor turizmi açısında da çok müsait. Tabii tüm bunlar için alt yapıyı oluşturmamız şart. Doğa ve kültür turizmi açısından da ilçelerimizden de faydalanmamız mümkün. Ancak buralara gelen ziyaretçilerin şehir içine girmelerini sağlayamazsak, turizmden istediğimiz gibi istifade etmemiz mümkün değil. Tüm bunlar yeterli değil. Üniversite ile Bolu Hükümet Konağı arasındaki bir alanda bir otel, toplantı yapılacak bir salon ve sosyal faaliyetlerin geçekleştirilebileceği binalara ihtiyacımız var. Böyle üniversite ile Bolu’yu tam manada kaynaştırabilir ve sosyal hareketliliği sağlayabiliriz.
Tüm bunları uygularsak bir turizm şehri olabilir miyiz?
Tüm bunlar elbette yeterli değil. Bizim hemşehrilerimiz ümitsiz. Bolu’da turizm olmaz diyorlar. Çünkü zaten biz para kazanmasını bilmiyoruz. E-5’e de sırtımızı dönmüşüz. E-5 Karayolundan da 50 yıldır hiç istifade etmemişiz. Gelen geçip gitmiş, beş kuruş para kazanmamışız. O zaman onu kullanmış olsaydık şimdi çok daha farklı konumda olurduk. Bolu hala aynı şekilde. E-5 Karayolu, üniversite ve yerleşim yerlerinin oraya kayması sonucu şehrin öteki tarafının sönme ihtimali beliriyor. Bütün halde gelişimi bir türlü sağlayamıyoruz. Ancak projelerde olmayacak diye bir şey yoktur. Cazibe yaratacak şeyler yaratıp, otopark gibi sorunlarımızı çözümleyebilirsek gelişimi de hissedebiliriz diye düşünüyorum. Hükümet Meydanı’nın sosyal hareketlilik için çok uygun bir yer olduğunu düşünüyorum.
Türkiye’de ciddi bir işsizlik sorunu var. Bolu’da durum nedir?
Gençlerin Bolu’da iş bulmaları biraz zor. Çünkü Bolu’daki imkanlar buna yeterli gelmiyor. 2009 yılında 5272 işsizimiz var. İşsizlik oranında da ciddi artışlar var. Teşviklerden de yeterince istifade edemediğimiz için yatırımcı gelmedi. Bolu’da Karacasu’daki tesislerde 2 bin kişi iş bulabilir. Üniversite ile Bolu arasında bir otel, sosyal tesis gibi projede bin kişiye istihdam sağlanır. Yine Organize Sanayi’nin ek rezerv alanı hizmete girdiğinde de Bolu olarak işsizlik sorununu gidermiş oluruz.
Tarih: 21/03/2010 -

Son zamanlarda ‘Aaa STUDIO MODA ‘dan mi aldın? ‘ gibi şaşkın ve de hayranlık dolu ifadelerle eminim birkaçınız karşı karşıya kalmış veya kulak misafiri olmuşsunuzdur. Ben de bu yorumlara ve kendi merakıma daha fazla karşı koyamadım ve STUDIO MODA’nın yolunu tuttum. Anıtpark arka girişinin hemen sağında bulunan moda evine giderek çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdim. İşletme sahibi Hacer Yılmaz, bana öyle şeyler anlattı ki, bu işyerinin idealler üzerine kurulduğunu görmek keyif verdi. Öyle ki Yılmaz, ideallerini başarı ile bir bir taçlandırıyor. İlk olarak kendi tasarımlarıyla yaptığı ve markasına adını verdiği birbirinden şık ayakkabılar dikkat çekiyor. Bolu’da herkesin müptelası olduğu STUDIO MODA, yenilenmiş hali ile bahçelievlerde hizmet veriyor. Butik adını alan dükkânın sahibinden (Hacer YILMAZ) ile yaptığım röportajda verdiği cevaplar öyle samimi ki, bu küçük mağazanın başarısının sizleri karşıladığı güler yüzü ve mağazadaki ilgi anlayışı ile alakalı olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz.
Mağazada kalitesine güvendiğimiz Türkiyenin bir numaralı giyim markası olan ROMAN Bolu’yla bulusma adresi STUDIO MODA’dır. ROMAN birbirinden bağımsız ancak bütünde geniş detaylı yelpazeye sahip 2 alt gruptan oluşur. 18 yaş ve üstü, kaliteyi ve modayı yaşam biçimi haline getirelere ‘ROMAN’ ,GENÇ CİZGİYİ VE SON TRENDLERİ YAKINDAN TAKİP EDENLERE ‘GIPSY BY ROMAN’ İLE HER YAŞTA VE HER BEDENDE ŞIKLIĞI HEDEFLEYEN BAYANLARA HİTAP EDEN BU 2 GRUP, KOLEKSİYONU HERKESİN ARADIGI ZENGİNLİĞİ SUNMAKTADIR. Bunun yanı sıra oldukça büyük ses getiren spor giyim markası, J.C. -77 ,WEST SOUL , JUST ANGELS kendi markam olan Hacer YILMAZ ayakkabıları ve takılarda bulunmaktadır.
Çok yakında sesini daha da geniş alanlar da duyuracağına emin olduğum bu cici mağazayı eğer ki henüz görmediyseniz bir an önce ziyaret etmenizi tavsiye ediyorum. Sanırım bu sohbeti okuduktan sonra ayaklarınıza engel olmayacaksınız.
ÖB: STUDIO MODA ya henüz uğramamış şanssız okurlarımızı biraz meraklandırmak için ve kısaca tanıtmak adına neler söyleyebilirsin sevgili Hacer?
HY: STUDIO MODA'de eğlenirsiniz, mutlu olursunuz, hatta göreceğiniz bazı ürünlere de bayılırsınız. (Gülüyoruz)
Bolu’nun ilk konsept butiği olma özelliği taşımaktadır.Türkiye'nin ve dünyanın önde giden markalarını ROMAN ,J.C.-77 gibi , modayı yakından takip ederek , trendleri Bolu ile tanıştırıp yeniliklere öncülük etmektedir.İstikrarlı hizmetinden ,kaliteli imajından ödün vermeden degerli müsterilerimize hizmet sunmaktayız.
ÖB: STUDIO MODA adıyla başlattığın konsept butik açma fikri nasıl gelişti? Çünkü bu tarz butikler Türkiyede yeni oluşum içerisinde,Bolu'ya öncülük yapmışsınız buda büyük başarı...
HY: İlk fikir kendimde tasarımcısı oldugum markayı Boluya getirme fikriyle oluştu.Bu marka dünyada ve ülkemizde cok yaygın olan sokak modasını tarz olarak benimsemiş; bu markayı Boluya getirerek Bolunun hiçte alışık olmadığı giyim tarzıyla tanıştırmış olacaktım. Türkiyenin en iyi hazır giyim markası ROMAN da eklenince STUDIO MODA sokak modası konseptiyle yolculuğumuz başlamış oldu.
ÖB: STUDIO MODA kapsamında satılan her ürün için konuşursak fiyat aralıkları nedir?
HY: Tabi burada çok geniş bir yelpazeden bahsetmiş olacağız. Çünkü sonuçta takı da var mağazamızda, ayakkabı da kıyafet de. Sınıflandıracak olursak eğer fiyatlar takılarda 10TL, ayakkabılarda 80TL, kıyafetlerde 25 -250TL arasında değişiyor.
ÖB: Evet, artık seni rahat bırakmak zamanı Sevgili Hacer. Detay Gazetesi ailesine ayırdığın vakit için çok teşekkür ederiz.
HY: Ben teşekkür ederim.
Tarih: 14/01/2010 -

Bolu’nun geleceğinde söz sahibi olanları tanımaya devam ediyoruz. Bugün CHP Belediye Meclis Üyesi Cahit Görüş’ü tanıyacağız. Meclis toplantılarında ani çıkışları ile bilinen Görüş, Ak Parti Grubununa en çok muhalefet olan isimlerden.
1954 yılında Bolu’nun Alpağut Köyü’nde dünyaya gelen Cahit Görüş, ilköğrenimini köyde tamamladı. Ortaokul ve Lise’yi ise Bolu Kız Öğretmen Okulu’nda tamamladı.
Babasını ağlayarak ikna etti
Aslında babası pek okutmak taraftarı değildi Cahit’i. Ancak Cahit o kadar çok istiyordu ki okumayı babasını ikna etmeliydi. Ençokda öğretmen olmayı istiyordu. Birgün babasının karşısına geçerek okumak istediğini söyledi. Babası bu fikre ilk önce sıcak bakmadı. Babasının bu tutumu karşısında dayanamayan Cahit, hüngün hüngür ağladı. Babası da gözünden akan yaşlara ve Cahit’in içindeki okuma sevdasına dayanamadı ve okutmaya karar verdi.
Tek isteği öğretmen olmaktı
Eğitim hayatına devam edeceği için çok mutlu olan Cahit, öğretmen olmayı çok istiyordu. Ve birgün babası arkadaşı olan Resim Öğretmeni Mehmet Yücetürk’ün yanına fikir danışmak için yanına oğlu Cahit’i de alarak gitti. Bolu’nun önde gelen isimlerinden olan Ressam Mehmet Yücetürk, “Öğretmen olmasın. Başka bir şey olsun” dedi. Ancak Cahit burada da “Hayır ben öğretmen olmak istiyorum” deyince Yücetürk şu yanıtı verdi, “Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Meslek olsun diye öğretmen olunmaz. Bu çocuk öğretmen olmayı çok istiyor. O yüzden çok iyi bir eğitimci olacaktır. Öğretmen olsun”
Kız Öğretmen Okulunda okudu
Okumak için bu kadar istekli olan Cahit artık Kız Öğretmen Okulu’nun başarılı öğrencilerinden biriydi. Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’da Cahit’in okul arkadaşlarındandı. Okul hayatını büyük bir başarıyla tamamlayan Cahit, artık geleceğe ışık tutan Cahit Öğretmen olmuştu.
Kominist öğretmen geliyor
Cahit öğretmen tam bir Atatürk hayranı. Eğitim verdiği çocuklara önce Atatürk sevgisini aşılardı. Onun gibi düşünmeyi onun gibi olmayı onu örnek almayı söylerdi öğrencilerine. Cahit Öğretmenin bu eğitim felsefesi ise zaman zaman bazı diyalogların yaşanmasına neden olurdu. Örneğin bir okuldan başka bir okula tayin olan Cahit Öğretmen için, “Okulumuza kominist bir öğretmen geliyormuş” yorumları yapılırmış. Meslek hayatı boyunca görev yaptığı her köyde, ilçede ve ilde birçok hatıra bırakan Cahit Öğretmenin en gururlandığı konu ise hala görev yaptığı yerlerdeki insanların onu arayıp sorması.
Emekli eğitimci Cahit Görüş, “Bu öğretmenlik mesleğinin en gurur verici yönüdür” diyor.
Siyasetin içindeydi ama uzaktı
Düşünce olarak hep siyasetin içinde olduğunu söyleyen Cahit Görüş, “Ancak devlet memurluğum nedeniyle siyasetten hep uzak kaldım. Öğretmenliğim boyunca birçok kez siyasi soruşturmada geçirdim. Hatta hiç unutmam, Kocaeli’de öğretmenlik yaptığım bir dönemde Kocaeli Milletvekili bir köy kahvehanesinde köylüler ile sohbet ediyordu. Orada milletvekiline bir soru sormuştum ve bana cevap verememişti. Ardından benim hakkımda inceleme başlatılmasını istemiş. Ancak bunu duyan karşı siyasetçiler ise beni korumuşlardı”
Muhtarlık yaptı
1998 yılında Kültür İlköğretim Okulu Müdürlüğü görevini yaparken emekli olan Cahit Görüş, 1999 depreminden sonra yapılan Kalıcı Konutlar Yaşamkent Mahallesine muhtar olarak seçildi. Mahalle halkının isteği ile adaylığını koyan Cahit Görüş, iki dönem muhtarlık yaptı. Muhtarlığın çok güzel bir hizmet mesleği olduğunu söyleyen Cahit Görüş, “Bolu halkına hizmetime Belediye Meclis Üyesi olarak devam ediyorum” dedi.
Meclis üyeliği
Son yerel seçimlerde CHP’den Belediye Meclis Üyesi olarak seçilen Cahit Görüş, “Bolu ve Bolu halkı için çalışıyoruz. Ancak sayısal eksikliğimiz nedeniyle verilen kararlara müdahale edemiyoruz. Buda bizi çok üzüyor. Belediyenin her yaptığı iş yanlış diyemeyiz. İyi yapılan projelere destek veriyor ve alkışlıyoruz. Ancak iyi olmadığını düşündüğümüz konulara ise karşı çıkıyoruz. Ama ne kadar karşı çıksakta uygulamayı engelleyemeyiz. Meclis toplantılarında en sevmediğim şey ‘kabul edenler, etmeyenler’ sözüdür. Kabul etmesek bile sayıca az olduğumuzdan konu kabul edilmiş oluyor. Ak Parti Grubundaki arkadaşlar bize siyaset yaptığımızı söylüyorlar. Aslında kendileri bunu söylerken siyaset yapmış oluyorlar farkında değiller. Biz muhalefet partisiyiz ve iktidarı denetleme görevi yütürüyoruz. Ve sonuçta her karara da muhalefet değiliz. Yapılan iyi işleri alkışlıyoruz”
Meydansız kent olmaz
Bolu Belediyesi ve Özel İdare arasında yaşanan Kızılay Oto Parkı konusuna da değinen Cahit Görüş, “Ben Kızılay Otoparkı, Kardelen Meydanı ve Anıtparkın birleştirilerek büyük bir meydan olması düşüncesinden yanayım. Oraya herhangibir inşaa yapılmasını doğru bulmuyorum. Meydansız kent olmaz. Ancak güzel bir proje ile bu söylediğim üç yer birleştirilirse Bolu’nun çehresi olumlu yönde değişir. Çok güzel bir meydana sahip oluruz.”
Başkan ani karar veriyor
“Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ı çok iyi tanıyan isimlerden biriyim. Çocukluktan beri kendisini tanırım. Sayın Yılmaz hep ani çıkışları nedeniyle hatalar yapıyor. Yapacağı işlerde çevresinden inceleme ve bilgi almadan çabuk karar veriyor. Başkan vereceği kararlarda aceleci davranmayıp çok iyi bir izlenim yaptıktan sonra karar vermelidir. Bu Bolu için daha iyi olacaktır. Başkanın yardımcıları da bir o kadar sorumludur.
En büyük sorun işsizlik
“Bence Bolu’nun en büyük sorunu işsizliktir. İş istihdamını sağlamak için ise yeni işyerleri lazımdır. Sanayi olarak yeni istihdam alanları kurmalıyız. Bolu’ya yatırımcıları teşvik etmeliyiz. İşsizlik sorununu Turizm çözemez. İşsizlik sorununu sanayi çözer. Mutlaka Bolu’da doğru alanlarda Bolu’nun güzelliğinin ve havasının bozulmayacağı bir şekilde sanayi yatırımları yapılmalıdır”
Turizm gelişmeli
“Herkesin dediği gibi Turizm konusunda birtakım projeler hazırlanmaktadır. Bunlar güzel gelişmeler. Bolu’da spor turizmine önem verilebilir. Termal turizmide spor turizmi ile birlikte geliştirilir. Ancak bunu yaparken Bolu merkezinin de Turizm potansiyelinden etkilenmesi için alt yapı çalışmaları yapılmalıdır”
Üniversitelilere alan yaratmalıyız
“Bolu’nun manevi babası İzzet Baysal olmasaydı acaba biz nasıl bir şehir olurduk merak ediyorum. Merkezdeki ticari hareketliliği ona borçluyuz. Yaptığı üniversite ile kentimiz bir üniversite şehri olmuştur. Bizimde üniversite öğrencilerine layık bir şehir olmamız için yapmamız gerekenler var. Eğlence demek sadece barda müzik dinleyerek eğlenmek değildir. Üniversite öğrencilerine sosyal hayatlarını artırıcı sahalar yapmalıyız. Bu Bolu Belediyesi ve Üniversite yönetimi işbirliğinde yapılacak bir konudur”
Tarih: 09/12/2009 - 1 Yorum

Onlar Bolu’nun geleceğine yön veren isimler. Boluluların seçimleriyle Bolu’ya hizmet için görevlendirilen şehrimizin önemli isimleri. Hepsinin birer hayatı var. Aileleri var. Ve hepsi Bolu için birşeyler yapmak için çalışıyorlar. Peki kim bunlar? Siyasiler, Bolu Belediyesi meclis üyeleri, İl Genel Meclis Üyeleri ve en etkili sivil toplum kuruluşu olan Bolu Ticaret ve Sanayi Odası üyeleri.
Detay Gazetesi olarak bu isimleri her gün tek tek tanıtmaya devam ediyoruz. Bugünkü konuğumuz belkide bir şehrin en önemli konusu olan “yapılaşma” alanının en önde ismi. İnsanların evlerinde güvenle oturabilmesi için büyük bir titizlikle çalışan ve Bolu’nun Yapı Denetimini gerçekleştiren İnşaat Mühendisi Necati Yılmaz ile birlikteyiz. Necati Yılmaz kariyerinde birçok başarı bulunduruyor. Yaşadığı kenti için elini taşın altına koymaya hiçbir zaman çekinmeyen Necati Yılmaz, aynı zamanda CHP Bolu Belediyesi Meclis Üyesi.
EĞİTİM HAYATI
1952 yılında Bolu, Paşaköyü’nde doğdu. İsmail Yılmaz ve Hacer Yılmaz’ın ilk çocuğu olan Necati Yılmaz, ilk ve orta öğrenimini Bolu’da tamamladıktan sonra Kadıköy Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisinde yüksek öğrenimine başladı. Eğitim hayatında başarılı bir öğrenci olarak bilinen Necati Yılmaz, özel okulların devlete dahil edilmesi için büyük çaba harcadı. Hatta o dönemde özel okulların devlete geçirilmesi için bir eylem planı hazırlayan arkadaş grubunun arasında yer aldı. Yaptırdıkları Tabutu Ankara Meclis önünde yakmaya karar veren öğrenciler arasında bulunan Yılmaz, “Ancak eylem amacımıza ulaşamamıştık. Tabutu meclis önünde yakmak istemiştik ancak polis buna izin vermedi. Bizde meclise yakın bir parkta tabutu yakmıştık” dedi.
EĞİTİM HAYATINI BİTİRMEDEN EVLENDİ
İstanbul’da eğitim hayatına devam ederken evlenme kararı alan Necati Yılmaz o günleri şöyle anlatıyor: “Bolu’dan ilk defa ayrılmıştım. İstanbul’da ki eğitim hayatımın ikinci yılında evlenme kararı aldım. Aslında ailem İstanbul’dan kız bulup getirmesin diye beni evlendirmek istedi (Gülüyoruz). 1970 yılında eşim Emine Namdar ile evlendim. Çok mutlu bir ailem var. Bu mutluluğu bana yaşatan bütün aileme teşekkür ederim. Nurten, Feridun, Zeynep ve Hacer isimlerinde 4 çocuğum var. Ayşenur, Elif, Yade ve Ayşenaz isimlerinde 4 torunum var”
NELER YAPTI ?
Okul bitince Bolu’ya dönen Necati Yılmaz hayatının bir bölümünü şöyle anlatıyor; “Bolu’ya geldiğim yıllarda siyasete girme kararı vererek CHP’ye üye oldum. Çeşitli zamanlarda CHP’de ilçe ve il yönetim kurullarında çalıştım. Bolu’da ilk önce sağlık koleji ve Öktem apartmanlarında şantiye şefliği yaptım. Daha sonra Kent İnşaat Mühendislik Ltd. şirketimizi kurarak kentimize proje ve inşaat yapımında hizmet vermeye başladım. 1976 sonbaharında kısa dönem askerlik için İzmir Bornova’ya gittim. Topçu okulunda yedek subaylık eğitim alarak terhis oldum. Bolu’ya dönüşümde inşaat müteahhitliğine başladım. Taşkesti sulama kanalı inşaatı, Bolu Özel İdaresi, Abant Oteli kaba inşaatı, Bolu İl Ziraat Müdürlüğü binası ve patates deposu inşaatı yapım taahhütünü gerçekleştirdim. 1979 yılından itibaren özel daire ve dükkan inşaatları yaptım.Daha sonraları ise sadece inşaat projesi yaptım. Köroğlu Uluslar arası Nakliyat şirketinin kurucu üyeliğinde bulundum.”
OKUL VE CAMİ İNŞAATLARINA YARDIMCI OLDU
“Paşaköy’ünde yapılan ilköğretim okulu, sağlık ocağı lojmanı, berberler mahallesi ve eniştebey camilerinin yapımında bulundum. At yaylasındaki Hidayet camisinin kontorlülüğünü yaptım.Gölcük’de ki meneşke cami, Sandallar Köyü camisi, Kasaplar Köyü camisi ve köy konağı inşaatı, Okçular Köyü camisi, Kılıçarslan köyü cami inşaatlarında proje ve kontrollükler yaptım. Bolu’da 35 seneyi aşkın İnşaat Mühendisliği görevimde bütün inşaat işçileriyle, ustalarıyla, kalfaları ve müteahhitleriyle çok ciddi ve uyumlu bir şekilde çalıştım. Paşaköy Tarım Kredi Kooperatifinde iki dönem kurucu başkanı olarak görev yaptım. Bir dönem Ticaret ve Sanayi Odası meclis üyeliği yaptım."
BİNALAR ARTIK DAHA GÜÇLÜ
İnşaat Mühendisliği mesleğinin en olgun dönemlerinde İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Bolu temsilciliği yapan Necati Yılmaz, 1999 depreminin ardından onarım çalışmalarının içinde yer alarak binaların daha da güçlendirilmesini sağladı. 1999 depreminde Bolu’da ki inşaat mühendislerine onarım ve güçlendirme kursu açarak ODTÜ hocaları tarafından ders verdirden Yılmaz, depremden zarar gören binaların güçlendirme çalışmalarına başlatılmasına öncülük yaptı.
DEPREM SONRASI ÇALIŞMALARI
Depremde Bolu’daki Organize Sanayisini ayağa kaldırmak, üretime geçirmek için Bolu İnşaat Mühendisleri olarak hasar tespitleri yapıp imalata geçmelerini sağlayan Yılmaz, çalışanlara işlerine geri dönmelerine ve iş bulmalarında kolaylık sağladı.
DEPREM MASTER PLANI
Deprem Master Planı hazırlanması aşamasında İnşaat Mühendisleri Odası Bolu Temsilciliği’ne bağlı inşaat mühendislerinin güçlendirme imalatı yapılmamış ruhsatlı binaların projelerini Bolu Belediyesi’nden alarak binaların mevcut durumlarını yeni yönetmelik hükümlerine göre yeniden hesapladıklarını belirten Yılmaz, “Bu hesaplamalarda binaların halihazırdaki durumu projeyi çözecek inşaat mühendisi tarafından tespit edilmiş, beton ve çelik kalitesi, yapının taşıyıcı sistemi, yönetmelik hükümlerine öngörülen düzensizlik durumları, çevre binalarla olan konumları, yapısal özellikleri gözlemlenerek bina envanteri oluşturuldu. Bu hesaplamalar sonucunda yaklaşık 4000 binanın projeleri bilgisayar ortamına aktarılarak çıkan veriler Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof Dr. Atilla Ansal’dan oluşan ekibe aktarıldı. Türkiye’de ilk olan bu çalışma sayesinde binaların olası bir deprem karşısında sergileyecekleri performansları ölçülerek bina hasarının temin edilebileceği ve gerekli önlemlerin alınması sağlanacak. Hangi mahallede, hangi ve olası bir depremde ne performans gösterecektir, bunlar Bolu Belediyesi arşivinde mevcuttur”
DÜZCE’YE YARDIM ELİ
“17 Ağustos 1999 depremi benim başkanlığımda olduğu için Düzce’ye hasar tespiti ekipleri kurduk, enkazların biran önce kalkmasını sağladık. Bolu’nun imarına katkıda bulundum. Bundan sonrada Bolu imarına resmi kanaldan katılmak için Bolu Belediyesi meclisine aday oldum. Şu anda 2002 yılında kurulan Bolu Yapı Denetim Mühendisliği Hizmet ve Müşavirlik Ltd. Şti’nde yönetim kurulu başkanı olarak faaliyet göstermekteyim. Şirketimiz 250 bin metrekare inşaat denetlemektedir. 4708 sayılı yasa ile kurulan denetimler bir kamu görevi yapmaktadır”
“BOLU İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
CHP’den Belediye Meclis Üyesi olan Necati Yılmaz, “Bolu halkının bize verdiği sorumluluğun farkındayız. Kentimizin yarıları için çalışıyoruz. Mecliste parti ayrımı yapmadan bütün arkadaşlarımızla uyumlu çalışmayı prensip edindik. Ve öylede oluyor. Bazen siyasi ayrılıklar olabiliyor tabi. Ancak konu Bolu’nun menfaati olunca ortak bir noktada buluşmak gerekiyor. Tek doğru vardır. İki doğru olmaz. Karar tercihimiz çok önemlidir. Ak Parti’li meclis üyeleri çoğunlukta olduğu için genelde onların istediği oluyor. Ancak Bolu menfaatinde birleşmeliyiz. Siyasi ayrım yapmamalıyız” dedi.
“BOLU HAKETTİĞİ YERE GELECEKTİR”
“Bu kent hakettiği ödülü alamıyor. Ancak son zamanlarda atılan adımlar iyi. Özellikle Turizm konusunda başlatılan çalışmalar heyecan verici. Abant’dan tutun Sarıalan bölgelerine kadar bir çok yerde Turizm için projeler hazırlanıyor ve uygulanmaya başlıyor. Bu projelerin hayata geçmesi ile Bolu’nun kimlik değiştireceğini düşünüyorum. Ancak şehir merkezinde de turistlerin dikkatini çekecek cazibe merkezleri olmalıdır. Bolu’da bulunan tarihi dokuyu ortaya çıkarmalıyız”
Tarih: 03/12/2009 -

Bugünkü 5. sayfa konuğumuz CHP’li Belediye Meclis Üyesi İsmail Özgüneylioğlu oldu. 1969 yılında Bolu’da doğan Özgüneylioğlu tam bir Boluspor sevdalısı. Aynı zamanda Yukarı Çarşı’da yıllarca esnaflık yapan Özgüneylioğlu, Yukarı Çarşı Arasta Projesiyle yakından ilgilenen isimlerden. Mecliste ise meclis üyelerinin partili olarak değil bireysel olarak düşünmesi gerektiğini söyleyen Özgüneylioğlu, “Parti etkisinde kalınmaz ise, Bolu için çok seslilik olur. Çok seslilikde başarıyı ve olumlu işleri beraberinde getirir” diyor.
Eğitim hayatına 27 Mayıs İlköğretim İlkokulunda başlayan ve orta öğrenimini 50. yıl orta okulunda okuyan Özgüneylioğlu liseyi ise Atatürk Lisesinde bitirdi.
Boluspor sevdasına Üniversiteyi kazanamadı
İsmail Özgüneylioğlu öyle bir Boluspor sevdalısı ki üniversiteyi bile kazanamamasının nedeni Boluspor. 1987 yılında Tarsus İdmanyurdu ile oynanan şampiyonluk maçının üniversite sınav gününe denk geldiğini söyleyen Özgüneylioğlu, “Çok önemli bir maçtı. Tarihini 1987 olarak hatırlıyorum ama yanılıyorda olabilirim. Şampiyonluk maçımızdı. Kazanmamız durumunda 1.lige çıkacaktık. Aynı gün üniversite sınavı da vardı. Maçta kendime yer bulabilmek için sınavdan 45 dakikada çıktım. Tabi soruları haliyle hızlı bir şekilde yaptım bazılarını da boş bıraktım. Böyle olunca üniversiteyi kazanamadım. Ve oynadığımız o maçtan galip ayrılmıştık.
Boluspor süperligi hakediyor
Boluspor’un birkaç yıldır büyük bir çıkış yakaladığını ve spor camiasında ve basınında adından övgüyle bahsettirdiğini söyleyen Özgüneylioğlu, “Süper lige çok yaklaşmamıza rağmen şansızlık ve taktiksel hatalardan dolayı çıkamadık. Eskişehirspor ile oynanan final maçında çok şansızdık. Geçtiğimiz yıl ise taktik hatalar sonucu play-of’dan çıkamadığımızı düşünüyorum. Bu yıl işler pek yolunda gitmiyor gibi görünüyor. Ancak kaliteli bir yönetime sahibiz. Yapılacak destek ve takviyelerle Boluspor bir çıkışa geçecektir diye düşünüyorum. Süperlige direk çıkamasakta play-of oynarız. Önemli olan bu maçlardaki durumumuz. Bu defa şans bizden yana olabilir. Yeterki doğru isteyelim ve doğru bir taktikle hazırlanalım”
Galatasaray fanatiği
“Futbolu çok seviyorum. Boluspor’dan sonra ki takımım Galatasaray. Tabi taraf olmak taraftar olmak kulübünün maçlarını sadece izlemek değildir. Kulübüne yararlı bir iş yapmaktır. Ve ben Galatasaray’a yararlı bir iş yaptığımı düşünüyorum. Galatasaray-Milan maçında bilet bulamamıştık. Biletler karaborsaya düşmüştü. Bizde bu durumdan rahatsız olduk ve karaborsa şebekesini ortaya çıkarttık. Maçı ise karakolda 37 ekran Televizyondan izledik. Tabi tribünde olmanın keyfi başkaydı ancak kulübümüze yararlı bir iş yapmanın da mutluluğu farklıydı”
Asker dönüşü ticarete atıldı
Üniversiteyi kazanamadığım için ticaretle uğraşmaya başladım. Zaten yukarı çarşıda doğduğumdan dolayı küçüklüğümden beri esnafla hep iç içe yaşadım. 1989 yılında vatani görevimi yapmak için askere gittim. Acemi birliğimi Bilecik’de usta birliğimi Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde yaptım. Askerden döndükten sonra ticaretime devam ettim. Ancak yaşanılan ekonomik kriz nedeniyle dükkanımı kapatmak zorunda kaldım. Yukarıçarşıda ki dükkanımızı kiraladım. Açıkçası şu şartlarda kira geliri ticaretle uğraşmakdan daha iyi.
Ailem benim herşeyim
1993 yılında Hicran hanımla tanıştığı ve aynı yıl evlendiğini söyleyen Özgüneylioğlu, “Çok mutlu bir evliliğim var. Eşim Hicran Özgüneylioğlu’na hayatımda olduğu için çok teşekkür etmek istiyorum. 1996 yılında ilk çocuğumuz olan Cansu dünyaya geldi. Biranda herşeyimiz oluverdi. 2006 yılında da ikinci çocuğumuz Deniz bize merhaba dedi. İki kız babasıyım ve ailemle birlikte çok mutluyum. Ailemi çok seviyorum”
Ailecek CHP’liyim
“Ailem CHP’li olduğu için belki de bende bundan etkilenerek CHP’li oldum. Aktif siyasete 1998 yılında CHP’ye üye olarak başladım. 2002 ve 2009 yılları arasında da CHP Merkez İlçe Yöneminde görevler aldım. Son yerel seçimlerde ise CHP’den Belediye Meclis Üyesi olarak seçildim. Bizi oraya Bolu halkı seçti ve Bolu halkına layık olabilmek için elimizden gelen çalışmanın fazlasını yapıyoruz. Üzerimizdeki yükün farkındayız ve Bolu halkını iyi temsil etmeye özen gösteriyoruz. Ancak AKP’li meslis üyeleri fazla olduğu için ve kararlar oy ile verildiği için yine onların istedikleri oluyor. Bolu için yararlı çalışmaların altına imzamızı atıyoruz. Yararsız olabileceklerde ise görüşlerimizi sunuyoruz. Ancak görüşlerimiz dikkate alınmadığında da yapabileceğimiz bir şey kalmıyor”
Yukarı Çarşı Arasta Projesi
Yukarı Çarşı için hazırlanan Arasta Projesinin biran önce hayata geçilmesi gerektiğini söyleyen Özgüneylioğlu, “Bu proje hayata geçerse Yukarı Çarşı nostaljisinin yakalanacağını düşünüyorum. Bolu Belediyesi, Bolu Mimarlar Odası ve Yukarı Çarşı Koruma ve Güzelleştirme Derneği ortak hareket ediyor. Zaten derneğin yönetim kurulu üyesiyim. Projeye göre, yukarı çarşının bir bölümünün üstü kapatılacak. Yeni düzenlemeler yapılacak. Tarihi Taşhan’da yöresel ürünlerin ve el sanatlarının satıldığı ve sergilendiği bölümler olacak. Bu proje tarihi yeniden bize sunacak. Bu yapıldığında Bolu Merkeze gelmiyor denilen turistleride merkeze çekecek bir yönümüz olacak. Bu bence çok önemli bir olaydır. Trafik ve park sorununu çözecek çalışmalarda yapılıyor”
Bolu’nun geleceği turizmde
Bolu’nun kaderini çizdiğini ve turizm konusunda önemli adımlar attığını belirten İsmail Özgüneylioğlu, “Bolu artık yönünü belirlemiştir. Turizm şehri olmak için atağa geçmiştir. Bu konuda çeşitli çalışmalar ve projeler yapılıyor. Bolu’nun geleceğini turizmde görüyorum. Zaten çok büyük bir potansiyele sahibiz. Bolu doğasıyla, ormanıyla, havasıyla spor turizminin de vazgeçilmezlerinden biri olabilir”
Öğrenciye değer vermeliyiz
“Bolu’da 20 bini aşkın üniversite öğrencisi var. Onlar gittiğinde Bolu’nun ne kadar sessiz kaldığını hissedebiliyoruz. Öğrenciler Bolu’nun velinimetidir. Esnafımızın çok büyük bir bölümü öğrenciye yönelik iş yapıyor ve öğrenciden para kazanıyor. Bizde öğrencilere sahip çıkarak onların değerini bilmeliyiz”
Parti ayrımı yapmayız
Bolu Belediye Meclisinde CHP olarak parti ayrımı yapmadıklarını belirten Özgüneylioğlu, “Meclisteki arkadaşlarımızın tamamı Bolu’ya birşeyler kazandırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Komisyon çalışmalarında asla parti ayrımı yapmıyoruz. Komisyonda fazla parti ayrımı güdülmüyor ancak mecliste ayrımın yapıldığını zaman zaman görebiliyoruz. Buda bizi üzüyor. AKP’li meclis üyeleri sayı olarak çok olabilir ama bu her kararın kabul edileceği anlamına gelmez. Önemli olan meclis üyelerinin parti baskısında kalmadan birey olarak şahsi düşüncelerini özgürce ifade etmeleridir. Eğer böyle olursa sayı çokluğu çokda önemli değildir. Son oturumda oy çokluğu ile kabul edilen su zammına kesinlikle karşıyız. Zam oranının çok olduğunu düşünüyoruz. Keşke bizim gibi düşünen AKP’li arkadaşlarımızda olsaydı. Böylece zam onaylanmazdı. Ayrıca bugün önemli bir gün. Tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum” dedi.
Tarih: 23/11/2009 -

Bolu’ya yön verenler yazı dizimize devam ediyoruz. Bugün kü konuğumuz Boluspor’a ve köylere yaptığı desteği ile bilinen CHP İl Genel Meclisi üyesi Hakkı Fidan.
1959 yılında Merkez Örencik köyünde doğan Fidan ilköğretimini köyde tamamladı. Atatürk Orta Okulu 3. sınıftan terk olan Fidan, küçük yaşlardan bu yana ticaretle uğraşmaya başladı. Babasının kurduğu ve 2 kamyon ile başlanılan ticari hayatta babası ile omuz omuza veren Fidan, nakliye sektörü ile uğraşmaya başladı. 1979 yılına kadar Çimento Fabrikası bayiliğini yapan ve fabrikanın nakliyesini yapan Hakkı Fidan, askerlik görevini tamamladıktan sonra işlerini büyüttü. Babası ve kardeşleriyle birlikte aile şirketi kuran Fidan’ın iki çocuğunu da okutmanın mutluluğunu yaşıyor. Fidan’ın bir kız çocuğu iktisat mezunu oldu ve Bolu ING Bankasında çalışıyor. Oğlu ise inşaat mühendisi oldu ve askerlik hizmetini tamamladıktan sonra aile şirketinin yarınları için ter dökmeye başlayacak.
Güreş ağası
1987 yılında Örencik Köyü Muhtarı seçilen Hakkı Fidan, ticari hayatında da önemli başarılar elde etmeye başladı. Aynı yıllarda Bolu Karaçayır’da organize edilen yağlı güreş müsabakalarında 3 yıl güreş ağalığı yapan Fidan, bu müsabaların bitmiş olduğuna da üzüldüğünü ve yine böyle müsabakanın düzenlenmesi gerektiğini söyledi.
Aile şirketini kurdu
1995 yılında babası ve kardeşleriyle birlikte aile şirketini kuran Fidan, bugün 20 kamyon ve birçok iş makinesi ile ticari hayatını sürdürüyor. Fidan 20’den fazla kişiyede iş imkanı sağlıyor.
Global krizden nakliye sektörünün de etkilendiğini söyleyen Fidan, “Nakliye ile uğraşan arkadaşlarımız zor durumda kaldı. Borçlarını ödeyemez duruma geldi. Mazot fiyatlarının yüksek olması ve nakliye ücretinin düşük olması da sektörün büyük sorunlarından. Ben devletin nakliye sektörüne yönelik destek paketi oluşturmasını istiyorum. Yapılacak bir destek programı ile nakliye sektörü rahat bir nefes alabilir”
Siyasi hayatı
1999 yılında DSP il yönetiminde görev alarak siyasi hayatına başlayan Fidan, “DSP’de başkan yardımcılığı görevinde bulundum. Daha sonra İsmail Cem başkanlığında kurulan Yeni Türkiye Partisi (YTP)’nin kurucu il başkanlığını yaptım. Partinin CHP’ye geçmesi ile bizde CHP saflarına katıldık. 29 Mart yerel seçimlerinde partinin ikinci sıra il genel meclisi üyesi olarak seçildim. Şimdi bu görevimi yürütüyorum. Yaşadığım şehire hizmet etmek benim için büyük bir mutluluk. 113 köy muhtarı ile sürekli diyalog halinde olduklarını belirten Fidan, köylere özel idaresi bütçesi ve bazı zamanlarda kendi bütçemi kullanarak yardımcı olmaya çalışıyorum. CHP olarak köylerde iyi bir durumdayız, köylüler bizi seviyor” dedi.
Köylere Hizmet Götürme Birliği
Köylere Hizmet Götürme Birliğinin de çok iyi çalıştığını söyleyen Fidan, “2009 yılında köylerimizde stabilize yol çalışmaları yaptık. Şu ana kadar bana yardımcı olmadın diye köy muhtarı çıkmadı. Bütün köylerimize yardım etmeye çalışıyoruz. Bahçeköy, Merkeşler ve Mesciler köylerine içme suyu getirdik. Kanalizasyon çalışmalarında yardımcı olduk. Yıkılan köprülerin onarımlarını gerçekleştirdik. Köylere Hizmet Götürme Birliği’nin 800 bin bütçesi var. Sayı Valimizin ve il genel meclisi üyeleri arkadaşlarımın yardımlarıyla bu bütçeyi 2 milyon Tl’ye çıkarmak istiyoruz. Bu bütçe ayrılırsa çok daha iyi hizmetler götürebiliriz. Özel idare toplantılarımızı yapıyoruz. Arkadaşlarımızla güzel bir çalışma ortamına girdik. Omuzlarımızda taşıdığımız sorumluluğun farkındayız. Son zamanlarda kümes ruhsatları ile ilgili çalışmalar hızlandırılmış durumda. Vatandaşlarımızı sıkıntıya ve zahmete sokmadan ruhsatlandırma işlerinin bitirilmesine gayret gösteriyoruz. 2010 yılında asfalt çalışmalarımıza devam edeceğiz. Mıcırlı asfalt yerine sıcak asfalt uygulaması yapmak istiyoruz. Mıcırlı asfalt birkaç yılda tahrip oluyor. Sıcak asfalt daha uzun ömürlü. Asfaltlama çalışmalarımızı bu şekilde yürüteceğiz”
Turizm için önce temiz bir kent olmalıyız
Bolu’nun turizm yolunda önemli aşamalar kaydettiğini söyleyen Fidan, “Turizm hususunda önemli projeler yapılıyor ve hayata geçiriliyor. Bolu’nun hiç değilse hangi yönde yatırım yapılması gerektiği biliniyor. Bu bilincin oluşması da zaten zamanla istenilenlerin yapılmasına neden olacaktır. Ancak turizm için olmazsa olmazlardan biri de temizliktir. Bolu’da çöp sorunu yaşanmaya devam ediyor. Abant, Yedigöller, Gölcük gibi turizm alanlarımızda hala çöpler bulunuyor. Bu çöplerin olmaması lazım. Turizm şehri olmak için önce temiz bir şehir olmalıyız”
Tır Parkı sorunu
Zor şartlar altında çalışan kamyon ve tır şoförlerine park nedeniyle kesilen 140 tl cezanın şoförleri iyice zor durumda bıraktığını söyleyen Fidan, “Bolu Belediyesi bu konuda biraz hassas olmalı. Bolu Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Nihat Alpat Öztürk’ün şoförlerimize bu konuda yardımcı olacağını düşünüyorum” dedi.
Boluspor yönetiminde görev aldı
Boluspor’da Mehmet İnceayan Başkanlığında yönetime giren Hakkı Fidan, Yüksel Ceylan ve Necip Çarıkçı dönemlerinde de yönetimin içinde görevler aldı. Görev aldığı süre boyunca maddi olarak Boluspor’a katkılar yapan Hakkıt Fidan, Boluspor’a yardımlarının devam ettiğini söyledi. “Boluspor’un her zaman arkasındayım. Yardımların devam edecektir. Bolu halkı kulübüne destek vermelidir. Bolu’yu en iyi tanıtan unsur Boluspor’dur. İnşallah Boluspor bu hafta oynayacağı Konyaspor maçını kazanarak bir çıkış içine girecektir. Sezon sonunda da süperlig kapılarını açacaktır” dedi.
Tarih: 19/11/2009 -

Bugünkü yazı dizimizi “Bolu’nun Yener ağabeyi” olan Avukat Yener Bandakçıoğlu’na ayırdık. 69 yıllık hayatına o kadar çok başarı ve hikaye sığdırmış ki Yener ağabey, editörümün röportaj olarak bana ayırdığı sütunlara sığdırmak mümkün değil. Belki de hayatımızın en keyifli ama en zor röportajını yaptık diyebilirim. Keyifli çünkü Yener Bandakçıoğlu ile sohbete doyum olmuyor, yorucu çünkü yaşanılanlar anlatmakla ve yazmakla bitmiyor. Sohbetimizi bitirdik ancak daha çok konuşulacak şeyler vardı. Ve geri kalan konuşulacaklar önümüzdeki günlerde yeniden gazete sayfamızda yer bulacak.
Çocukluğu birkaç şehirde geçti
Cennet-mekan babası Hasan Bandakçıoğlu’nun memuriyeti nedeniyle görev yaptığı Düzce’de 1940 yılında dünyaya gelen Yener Bandakçıoğlu’nun çocukluğu Düzce, Mudurnu, Göynük, Gerede, Akçakoca ve Bolu’da geçti. Gazipaşa İlköğretim Okulu’nda eğitim hayatına başlayan Yener Bandakçıoğlu babasının Adana’ya tayini nedeniyle ilköğretim eğitimini bu ilde tamamladı. Babası Hasan Bandakçıoğlu’nun son tayin bölgesi olan Bursa’da ortaöğretimini tamamlayan Bandakçıoğlu, babasının emekliliği nedeniyle memleketi Bolu’ya taşındı. 1957 yılında Bolu Lisesinin ilk mezunları olarak lise hayatını tamamlayan Bandakçıoğlu Ankara Hukuk Fakültesini kazandı ve üniversite hayatınıda burada bitirmiş oldu.
Gazetecilik’te bir rekor
Üniversite hayatının bir bölümünde devamsız bir öğrenci olan Yener Bandakçıoğlu, okula gitmediği o günlerde Gazetelerde yazılar yazmaya başladı. Bandakçıoğlu’nun ilk yazısı 1959 yılında Yeni Hamle Gazetesinde yayınlandı. Bandakçıoğlu gazetecilik hayatını şöyle özetliyor: “Bolu’da yayınlanmakta olan ve Eczacı Turgut Çulhan’ın sahibi olduğu Abant ve Kökez gazetelerinde yazı işleri müdürlüğü ve yazar olarak görev yaptım. 1960 Askeri İhtilalinden sonra yeniden düzenlenen basın-mevzuatı çerçevesinde Abant, Yenihamle ve Bolu ekspress gazetelerinin birleşmesi ile kurulan Sesimiz gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yapmaya başladım. Bu görevim 1977 yerel seçimlerine kadar tam 17 yıl sürdü. O tarihten sonra yazı işleri müdürlüğü görevimi bıraktım ama köşe yazılarıma devam ettim. Bolununsesi gazetesi kurulurken Kamuran Alagözoğlu ve Metin Ferah’ın ısrarlı teklifleri üzerine gazetenin yazı işleri müdürlüğünü kabul ettim. Bu gazetede haftalık köşe yazılarıma devam ettim. Daha sonra Bolu’da Yenihayat gazetesine geçtim. Bu gazetede köşe yazarlığına devam ediyorum. İlk yazımla bugünü kıyaslayacak olursak tam 50 yıldır Bolu yerel basınında kalem oynattığım ortaya çıkar. Bu bir rekordur kırılacağını da zannetmiyorum”
Avukatların da ağabeyi
Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Bolu’da rahmetli Av. Hayrettin Yalçın’ın yanında stajına başlayan Bandakçıoğlu, 1963 yılında vatani görevi için askere gitti. Polatlı Topçu Okulunda 6 aylık okul döneminden sonra Bolu 167. Topçu Taburu’nda askerliğini tamamlayan Bandakçıoğlu kalan stajını tamamlayarak 01.01.1966 tarihinde Bolu Baro’suna kayıtlı olarak avukatlık yapmaya başladı. Mesleğinin ilk senelerinden sonra Bolu Baro’sunda görev almaya başlayan Bandakçıoğlu, 1983 yılında Bolu Baro başkanı oldu. Bandakçıoğlu mesleki hayatının devamını şöyle özetliyor: “1983 yılında Cennet-mekan Avukat Zeki Baltacıoğlu ağabeyimin Baro Başkanlığından ayrılmasından sonra başkan oldum. Baro başkanlığına seçilmek için kanuna göre meslekte 15 yıllık kıdem şartı aranır. Benim başkanlığa seçilmem 15 yllık kıdemimi tamamladığım ilk genel kurulda olmuştur. Bu görevim sevgili meslektaşlarımın sonsuz güveniyle tam 21 yıl aralıksız devam etti. 2004 yılında çok yanlış bir şekilde çıkarılan ve daha sonra değiştirilen Avukatlar kanunun 96. maddesince ‘2 dönemden fazla Baro başkanlığı yapılmaz’ hükmüne göre Bolu Baro’su başkanlığından ayrıldım. O tarihten sonra da Bolu Baro’sunun değerli mensupları yapılan 3 genel kurulda da beni Türkiye Barolar birliği delegeliğine seçmektedirler. Ayrıca yaptığım hizmetlerin karşılığı olarak Bahçelievler Mahallesinde bulunan Baro Evi’ne benim adım verildi”
Siyaset hayatı
“Siyasete ilgim lise ve üniversite yıllarında başladı. O zamanlar memlekette CHP ve DP olarak iki parti vardı. Rahmetli babamda annemde koyu birer Atatürk ve İnönü hayranıydılar. Belki bende onların tesirinde kalarak CHP’li oldum. Hukuk Fakültesini okurken 1958 yılında Bolu CHP İl Gençlik Kurulu başkanı oldum. O tarihten bu yana CHP’den hiç kopmadım. Muhtelif tarihlerde Merkez İlçe Başkanlığı, İl Yönetim Kurulu Sekreterliği ve İl Başkanlığı yaptım. 1980 iltilali 12 Eylül günü partilerde il başkanlıkları yapanlara siyaset yasağı getirildiğinden fiilen herhangibir görev almamakla birlikte SODEP’in kuruluşuna fiilen katıldım. 1992 yılında kapatılan siyasi partilerin yeniden açılması aşamasında CHP Bolu Kurucu İl Başkanlığına atanarak CHP’yi Bolu ilinde yeniden kurdum. 1977 ve 1994 yerel seçimlerinde CHP’den Belediye Başkan adayı olarak.1991 ve 1999 genel seçimlerinde Millet vekili adayı olarak çalıştım. Daha sonraları yerimizi gençlere bıraktığımızdan İl ve İlçe yönetim kurullarında görev almakla birlikte muhtelif tarihlerde il disiplin kurulu başkanlığı yaptım. 2009 yerel seçimlerinde de partimin yaptığı teklif üzerine Bolu Belediyesi Meclis Üyeliğine seçildim. 1984-1989 yılları arasında ve 1994-1999 yılları arasında da Belediye Encümen Üyeliği yapmıştım. Yaklaşık 8 aydan beri Bolu Belediye Meclis üyesi olarak Belediye bünyesindeyim. Şunu da belirtmek isterim ki mecliste heşey oy çokluğuna göre kararlaştırıldığından her zaman iktidar partisi grubunun dediği olmaktadır. İktidar partisi grubu da Belediye başkanının emrinde olduğundan muhalefet olarak bir şey yapmamız pek mümkün değildir. Belediye tek başına iktidarın gücünü konuşmalarda iyi kullanmaktadır. Belediyece yapılan mübalalı nutukların arkasında merkezi hükümetin büyük payı ve rolü vardır”
Kritik ve zor zamanların başkanı
“1969-1970 sezonunda başlayıp 1987-988 sezonunda biten Boluspor yöneticiliğin benim sosyal hayatımın en parlak sayfalarıdır. 1969 yılında ikinci ligden birinci lige çıkış senemizde yapılan bir genel kurul öncesi o zamanlar klübümüzün değişmez başkanı olan Cennet-mekan Kamil Bilgehan’ın hukuk müşaviri ve avukatı Zeki Baltacıoğlu ağabeyimin Kamil Bilgehan’ı yönlendirmesi ile Boluspor yönetimine girdim. Tam 8 yıl boyunca aralıksız Boluspor Genel Sekreterliği yaptım. Bu yılların tümü o günün birinci ligi bu günün süper ligidir. Bu süre içinde kulubün herşeyiyle meşgul olarak adeta perde arkası kulüp başkanı olarak çalıştım. Bunda tabiatıyla hem saygıdeğer başkanımızın hemde o zamanki yönetim kurulu üyelerimizin bana karşı gösterdikleri sonsuz itimadın rolü oldu. O güne kadar alışılmamış ve görülmemiş bir disiplin ile Boluspor’u fiilen yönettim. Bu satırlarımda hiç abartı yoktur. Allah’a çok şükür o günlerden yöneticilerimiz, teknik direktörlerimiz ve futbolcularımız sağdırlar. Sözlerim bu değerli arkadaşlarım tarafından da doğrulanacaktır. 8 yılımızı bu şekilde değerlendirdikten sonra 1978 yılında şimdi burada detayları çok uzun sürecek bir kongre sonunda yönetim kuruluna en fazla oyla seçilmeme rağmen Boluspor yönetiminden istifa ettim. O meşhur genel kurulun divam başkanı Nadir Garipoğlu kardeşimdi. Yeni yönetim kurul yaz devresi tatili de dahil 4 aydan fazla dayanamayıp yeniden genel kurul kararı aldı ve ben günlerce süren temaslar ve baskılardan sonra 1978 Kasım ayında Boluspor başkanlığına seçildim. 1982 yılında son Rizespor maçında düşmekten kurtulamadığımızın yarattığı üzüntüler nedeniyle Boluspor başkanlığından ayrıldım. Yerime sayın Hulki Avlacıoğlu başkan oldu. 1984 yılında Boluspor yeniden krize girdiğinden tekrar başkanlık görevini aldım. Bunun hikayesi çok derindir. O yüzden bir Boluspor tarihinin yazılmasını öneriyorum. 1984 yılında tekrar başkanlığı aldıktan sonra 1988 sezon sonunda Boluspor’u gelen teklifide iyi değerlendirerek Yılmaz Becikoğlu kardeşime gönül rahatlığı içinde devrettim.
Aradan 15 yıl geçti 2003 yılında Boluspor 3. ligde iken zamanın Belediye Başkanı ve Boluspor Başkanı Yüksel Ceylan’ın ısrarlı teklifi üzerine yeniden başkanlığı aldım. Kulübün Belediye kaynakları olmadan yürümeyeceğini iyi bildiğimden 2004 yerel seçimlerinden sonra derhal genel kurul kararı alarak kulüp başkanlığını Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ın birkaç aday arasından bulduğu Necip Çarıkçı kardeşime devrettim. Halen Boluspor’un Bolu’da yapılan hiçbir maçını kaçırmayan eski bir başkan olarak Bolusporluluğum devam etmektedir.
Bu arada şunu söylemeden duramıyorum. Ben 9 yıl başkanlık 8 yılda Genel Sekreterlik yapmak sureti ile fiilen 17 yılını Boluspor’a vermiş biriyim. Bu uzun süre zarfında cebimden Boluspor’a bir kuruş vermedim. Bir avukat olarak bu kadar uzun süre 1. ligde kulüp yönetmiş başka bir kişi yoktur. Bilmiyorum bizim hizmetlerimizi tarih ne zaman yazacak”
Şampiyonluk ihtimali var
“Yılların tecrübesine göre şunu söyleyebilirim. Süper lige çıkmak öyle kolay bir iş değildir. Hele hele mevsim başı verilen beyanatlarla süper lige hiç çıkılmaz. Takım şayet tüm taraftarıyla, teknik ekibiyle, yönetimiyle tek vücut olup başarıya inanırsa şampiyonluk yavaş yavaş gelir. Şu anda Boluspor’un işi çok zor görülmesine rağmen aradaki puan farkı kapanmayacak gibi değil. Yeterki birbirimize inanalım ve güvenelim”
Tarih: 18/11/2009 - 1 Yorum

Uzun yıllar önce Bolu’nun Mudurnu ilçesinden gelen bir ailenin torunu olan Burak Balaban, anne ve babasının memurluğu nedeniyle 1977 yılında Kütahya’da doğdu. Ailesinin Bolu’ya yerleşmesi ile kendi memleketinde büyüme fırsatını yakalayan Balaban, büyüdüğü kentin yarınlarını oluşturacak önemli isimler arasında.
Bolu’da başarılı inşaat mühendisleri arasında gösterilen Burak Balaban Bolu Belediyesi Ak Parti meclis üyesi. Bolu’nun geleceği için gecesini gündüzüne katan isimlerden biri olan Balaban, “Bolu yakın bir gelecekte adından sıkça bahsettirecek kentler arasında olacak” diyor.
“Bolu merkezinde turistleri cezbedecek fazla bir değerimiz yok. Ancak özellikle Yukarı Çarşı’da çok önemli projeler üretiliyor. Bu proje kapsamında taşhan ve tarihi binalar yeniden gözden geçirilecek. Turistlerin neden Bolu’ya gelmediklerini söyler dururuz. Şimdiye kadar turistleri Bolu’ya çekecek bir durum söz konusu olmamış. Hadi getirelim turistleri Bolu’ya. Ne yapacağız? Nereleri gösterip gezdireceğiz?. Ancak çok olumlu projeler oluşturulmak üzere. Örneğin Hisar tepesinde ortaya çıkan Roma döneminden kalma Stadion, hemen yanında Osmanlı Döneminin yukarı çarşısı ve Cumhuriyet döneminin Belediye Meydanı gibi bir sıralama söz konusu olabilir. Yani Bolu’ya gelen turist, Roma dönemi, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet tarihini bu şekilde sıralayarak görmüş olacak. Bu tür çalışmaların yapılması gerekiyor” .
Spor turizmi yaratmalıyız
Tarih: 16/11/2009 -

-Belediye Başkanı Yılmaz yalnızlığı oynuyor. Etrafında kimsesi kalmadı ve bütün şevkini yitirdi.
-İlk seçimde Alaaddin Yılmaz TBMM’de yer bulmaya çalışacak
-Bolu Belediyesi’nin çok borcu var.
-Çarıkçı acilen yönetimini değiştirmez ise Boluspor heba olur.
-Üç yılda Boluspor 20 milyon Tl’ye yakın para harcadı. Süper lig zora girdi, para kaynakları yaratılmadı. Bu para Bolu’nun parası, yazık değil mi?
-Belediye Başkan Yardımcısı İhsan Ağcan, kendine gelmeli
Bolu’nun geleceğine yön verecek olan isimleri tanımaya ve fikirlerini öğrenmeye devam ediyoruz. Bugün gazetemizin sütunlarına CHP Belediye Meclis üyesi Erhan Beykoz’u konuk ediyoruz.
Simit sattı, boyacılık yaptı
1962 yılında Erzurum’un Hınız kazasında dünyaya gelen Erhan Beykoz, babasının memurluk ataması nedeniyle küçük yaşta Bolu’ya taşındı. Kendini Bolulu olarak gördüğünü söyleyen Beykoz, ilk ve orta öğrenimini Bolu’da tamamladı. Şu an Anadolu Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi öğrencisi olarak eğitim hayatını sürdürüyor.
Memur çocuğu olan Beykoz, iş hayatına çok küçük yaşlarda başladı. Ailesine yük olmamak için okul sonlarında simit satan ve boyacılık yapan Beykoz, gençlik döneminde ise futbol oynadı.
Medyaya uzanan yol
Futbol oynadığı dönemlerde biriktirdiği para ile Bolu’da iş kurmaya karar veren Erhan Beykoz, 1992 yılında Türkiye’nin 29’ncu Bolu’nun ise ilk radyosunu kurdu. Medyaya radyo ile giren Beykoz, 2001 yılında Olay Gazetesini kurdu ve şu an gazetenin Yönetim Kurulu Başkanı olarak iş hayatını sürdürmeye devam ediyor.
Gazete benim çocuğum
Evlilik yaşamadığı için içinde sürekli bir çocuk merakı olduğunu söyleyen Beykoz, “Gazete benim çocuğum gibi. Zaten gazetemizi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramında kurduk. Bu gazete benim çocuğumdur. Çok büyük bir mücadele ile bu çocuk önce emeklemeye başladı, sonra yürüdü ve şimdi yoluna kendinden emin bir şekilde koşarak devam ediyor. Halkın üzerinde sosyal sorumluluk bilincinde olan bu gazete, olaylara tarafsız yaklaşarak yayın hayatını en iyi şekilde yürütecektir”
Evimi satar vergi borcumu öderim
Yerel gazetelerin büyük zorluklar içinde yayın hayatına devam ettiğini söyleyen Beykoz, “Bolu’da yerel gazetelere destek olunması gerekiyor. Gazete satışı ve reklam gelirleri bir gazetenin yayın hayatına devam etmesi için çok yeterli değil. Çalışanlarımızı daha iyi şartlarda yaşatmak bütün gazete patronlarının tek isteği. Bolu’da büyük firmaların yerel basına destek olması gerekiyor. Bolu’da üretip kazanan firmalar reklamlarını ulusal gazeteler ile paylaşıyor, yerel gazeteler ile paylaşmıyorsa ve yerel gazeteleri kafalarına göre kullanıyorsa burada bir sıkıntı vardır. Bu konuda herkes şapkasını önüne koymalı ve düşünmelidir. Her esnafın olduğu gibi benimde vergi borcum var. Ancak ben devlet memuru çocuğuyum. Gerekirse 30 yılda sahibi olduğum evimi satar yine vergi borcumu öderim. Babam beni böyle yetiştirdi”
80’li yıllarda siyaset
“Duvarlara yazı yazan ağabeylerimin boya sandığını taşırdım”
Siyaset ile genç yaşlarda ilgilenmeye başladığını söyleyen Beykoz, 1980’li yıllarda CHP’nin gençlik komisyonlarında görev yaptığını belirtti. Sağ-sol çatışmalarının yaşandığı o günlere geri dönen Beykoz, “Kardeşin kardeşi vurduğu o dönemleri tabi ki yeniden yaşamak istemiyoruz. Ancak o dönemlerde okuyan ve üreten bir gençlik vardı. Ülkesi için mücadele veren bir ruh vardı. Şimdiki gençlikte o yok. Sanırım şimdiki gençlik siyasetçilere pek güvenmiyor. Çok hareketli bir dönemde geçti gençlik yıllarım. Bolu’da çok aşırı bir olay olmazdı ancak Bolu ikiye ayrılmıştı. İzzet Baysal Caddesine ülkücüler giremezdi, Yukarı çarşı bölgesine ise solcular giremezdi. O dönemlerde duvarlara yazı yazan ağabeylerimizin boya sandıklarını taşırdık. Siyasete çocukluk dönemimin sonlarında da girdim desem yalan olmaz” dedi.
Belediye Meclis Üyeliği
CHP’den Bolu Belediyesi Meclis Üyeliğine seçilen Erhan Beykoz, “Aldığım sorumluluğun farkındayım. Ve bu sorumluluğun ağırlığını omuzlarımda hissediyorum. Ben mecliste 120 bin kişiyi temsil ediyorum ve Bolu’da yapılan her işten haberim var. Başarılı olan çalışmaların arkasında duruyor ve alkışlıyor, başarısız görülen çalışmalarda ise hatadan dönülmesi için muhalefet görevimizi yapıyoruz. Kimse CHP muhalefetini güçsüz görmeye kalkmasın. Mecliste yıllardır bir söz bile almayan birileri CHP meclis üyeleri hakkında atıp tutuyor. Onlara cevabı meclis toplantılarında vereceğim”
Belediyenin çok borcu var
“Bolu Belediyesi’ne sorduğumuz hiçbir sorunun cevabını çok net bir şekilde alamıyoruz. Bolu Belediyesi borç batağında. Belediyenin çok borcu var. Başka bir konuya da değinmek istiyorum. 16 köy mahalle oldu ve Belediyeye dahil edildi. Peki bu kadar mahalleye hizmet götürülebiliyor mu? Bugün hala Tepecik Mahallesinde açılmamış yollar, tamamlanmamış kanalizasyonlar, çivi bile çakılmamış parklar, çıkmaz sokaklar var. Mevcut mahallelerinin sorunlarını çözemezken, Belediyeye yeni mahalle kazandırmanın ne anlamı var?”
Başkan Yılmaz çok cesur
Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ın çok cesur, gözü kara, deli dolu bir Belediye Başkanı olduğunu söyleyen Beykoz, “Başkanın yaptığı çok önemli işler de var. Bunları görmezden gelemeyiz. Zaten yaptığı güzel işlerde CHP meclis üyeleri olarak her zaman arkasında duruyor ve kutluyoruz” dedi.
Cesur ama yalnız
“Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz artık yalnız bir adamdır. Etrafında kimse kalmadı. Kendisi de bunu farkında sanırım. İlk başkan olduğu dönemde çok heyecanlı ve iştahlıydı. Ancak artık bu iştahının kalmadığını görebiliyoruz. Yalnızlığı oynuyor. O yüzden şekvi de kalmadı. Doğru zamanda doğru insanlarla çalışmıyor. Etrafında hem ona hem Bolu’ya ihanet eden insanlar var. Çok doğru adamlarda var onları tenzih ediyorum. Benim kastettiğim insanlar zaten bu sözümü okuyunca üzerlerine alınacaklardır. ”
TBMM’de kendine yer arayacak
Sözlerine “bir kehanette bulunmak istiyorum” diyerek devam eden Beykoz, “Başkan Yılmaz şevkini yitirdi ve yalnız olduğunun farkına vardı. Bence ilk seçimde Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz milletvekilliğine oynayacak. Bu kehanetimi de ilk defa burada açıklıyorum”
Çarıkçı, yönetimini temizlemeli
Eski bir futbolcu ve iyi bir Boluspor taraftarı olarak Boluspor hakkında da görüşlerini aldığımız Beykoz, spor camiasını sallayacak açıklamalar yaptı.
“Boluspor Kulüp Başkanı Necip Çarıkçı’da gayet iyi niyetli bir insandır. Ancak yönetiminde, sağında, solunda öyle insanlar varki Boluspor’a ihanet ediyor. Kulüp hiç iyi yönetilmiyor. Çarıkçı bu insanları temizlemes ise Boluspor heba olur”
20 milyon Tl harcandı
“Boluspor lig başında transfer için 7 buçuk milyon Tl harcadı. Nerede yaşı geçmiş, ununu elemiş eleğini asmış futbolcu var takıma getirildi. Sonuç fiyasko. Bu topçularla da ancak bu kadar olur zaten. Dikkat edin 7 buçuk milyon Tl’den bahsediyoruz. Lig ortasında yapılması olası transfer ücretleri de yok daha işin içinde. Peki şampiyonluk gelir mi? Ben çok uzak görüyorum. Bu paralar Bolu’nun parası yazık. Son üç yıla baktığımızda ise yaklaşık 20 milyon Tl’nin harcandığı görülüyor. Karşılığında iki play-of maçı oynandı. Kulübe artı bir gelir kaynağı kazandırılmadı. Bu para ile tesisleşme yolunda daha hızlı adımlar atılsaydı, para muslukları bulunsaydı Boluspor’un geleceği daha parlak olurdu. 5 yıl içinde alt yapıdan takıma kazandırılan futbolcu yok. Boluspor günlük yönetiliyor. Kulübün yarınlarının hesaba katılması lazım”
Ağcan kendine gelmeli
CHP Meclis Üyesi Erhan Beykoz’un son hedefindeki isim ise Belediye Başkan Yardımcısı İhsan Ağcan oldu. Ağcan’ın sürekli halk ile karşı karşıya geldiğini belirten Beykoz, “Ağcan ateş ile oynuyor. Belediye’de Bolu halkına hizmet için görevlendirildi. İzlediğim kadarıyla halk ile sürekli karşı karşıya geliyor. Kimin hatalı olduğunu da tespit etmek zor. Ağcan’ın ruhsat konularında bazen yanlış kararlar verdiğini düşünüyorum. Diğer çalışmalarına ise söyleyecek bir lafım yok” dedi.
Tarih: 15/11/2009 -

13 Aralık 1957 yılında Bolu’nun Tekkedere köyünde dünyaya gelen Seyit Ali Özkoç, çocukluk dönemini köyde geçirdi. “İyiki çocukluğumu köyde geçirmişim” diyen Özkoç, “Köyde çocuk olmak çok başkadır. Oyun sahanız geniştir. Kısıtlama yoktur. Ellerimizde yağlı ekmek, sokaklarda top koştururduk. Bahçelere girer taze meyveler yerdik. Azmı kovalandık bahçe sahiplerine (gülüyoruz). Top peşinde koştururken bir baktık ki büyümüşüz. Genç delikanlı oluvermişiz. İlk kez gurbet görünmüş bize. Üniversite tahsilim için Adana’nın yolunu tuttum. Çukurova Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunuyum”
Kentimize yön veren isimleri her geçen gün tanımaya devam ediyoruz. Bugün Ak Parti Belediye Meclisi Grup Başkan Vekili Seyit Ali Özkoç’u tanıyacağız. Daha sohbetimize başlamadan, çocukluk hayatından bahsederken bizi hayli güldürdü Seyit Ali Özkoç. Neşeli mizahı ile herkesin sevdiği isimlerin başında gelen Özkoç ile çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Üniversite yılları ve siyaset
Çocukluk ve gençlik döneminin ilk zamanlarını köyde geçiren Seyit Ali Özkoç, üniversite hayatı için Adana’nın yollarını tuttu. Büyük zorluklar ve mücadeleyle geçecek 4 yıl onu bekliyordu. Çukurova Üniversitesi İşletme Fakültesinde okuyan Özkoç, üniversite hayatında çok başarılı olduğunu söylüyor. Siyasete ise o dönemlerde ilgilenmeye başladı. “Çok tehlikeli bir dönemde çok tehlikeli bir şehirdeydim” diyen Özkoç, şöyle anlatıyor: “O zamanlarda gençlerin bir fikri vardı. İnandıkları fikirleri karşısında mücadeleleri vardı. Siyasete o dönemlerde ilgi duymaya başladım. Bir siyasi görüşüm vardı ancak herhangi bir grubun içinde yer almadım. O dönemler çok tehlikeliydi. Hemen hemen her gün onlarca genç öldürülürdü. Adana’nın her sokağında sağdan-soldan onlarca kişi öldürülürdü. Çok tehlikeli bir dönemdi. Bunları tabi tasvip etmek mümkün değil. Birilerinin oyunuydu belki bunlar. Ancak yinede gençlerin bir mücadelesi vardı. Şimdiki gençler siyasetten pek anlamıyor”
23 yaşında evlendi
Seyit Ali Özkoç eğitim hayatını tamamladıktan sonra Bolu’ya döndü. Burada Bolubank şirketinde muhasebe elemanı olarak işe başlayan Özkoç 1981 yılında Şükran Özkoç ile hayatını birleştirdi. Çok mutlu bir aile olduklarını söyleyen Özkoç çiftinin iki kız ve bir oğulları oldu. Çocuklarını okutmanın da gururunu yaşadığını söyleyen Özkoç, “Çocuklarımın başarıları beni çok mutlu ediyor” dedi.
İş hayatı
Evlendiği dönemde Çizmeci Motel’in muhasebesini tutmaya başlayan Özkoç, yine bu dönemde kısa dönem askerliğini yapmak için İzmir’e gitti. 4 ayda askerliğini tamamlayan Özkoç, asker dönüşü Yeniçağa’da bir ofis tutarak muhasebeciliğe başladı. İş hayatında sürekli ilerlemeyi kendine ilke edindiğini söyleyen Özkoç, birkaç ortakla kurdukları kooperatifler ile iş hayatında kendini iyice tanıtmaya başladı. 1991 yılında Bolu’da açtığı muhasebe bürosu ile işlerini iyice ilerleten Özkoç o günlerden bu güne mesleğini yürütmeye devam ediyor.
Yüzlerce kişiye istihdam
1997 yılında 5 ortakla kurdukları Bolparslan şirketinin şu an 200 kişiyi istihdam ettiğini söyleyen Seyit Ali Özkoç, “Şu an 14 ortakla şirketimiz yoluna devam etmektedir. Burada 200 kişi istihdam ediliyor. Bolu için önemli bir firmayız. Şirketimiz istihdamını da her geçen gün artıracaktır. Aynı zamanda Muhasebe ofisimde 5 kişiyi çalıştırıyorum. İnsanlara istihdam sağlamak çok güzel bir duygu”
Ak Parti’nin kurucularından
2000 yılından sonra kendisini siyasetin içinde bulan Seyit Ali Özkoç, Ak Parti’nin kurucuları arasında yer alan 5 isimden biri. “Sayın Başbakanımız partiyi kurduğunda bizde Bolu’da 5 kişi olarak bu partinin kurucularından biri olduk. O dönemlerde çok çalışmamız gerekiyordu ve inanılmaz birliktelik ile çalıştık. Sonra iktidar olduk. Bolu için ve Türkiye için güzel işler yapıyoruz. Bunu görmek bizi mutlu ediyor. 2004 yılından bu yana meclis grup başkan vekilliğini yapıyorum”
Muhalefet’in hiçbir katkısı yok
Bolu Belediye Meclisini değerlendiren Özkoç, “Meclis üyeleri olarak Bolu’nun geleceği için çalışıyoruz. Herkes üzerine düşen görevi layıkıyla yapıyor. Muhalefet partililer de iyi niyetliler. Ancak bazı konularda sırf muhalif olmak için muhalefet yapmaya çalışıyorlar. Muhalefet yapılan doğru işleri alkışlamalı yanlış işler varsa karşı durmalı yol göstermeli. Ancak şu an muhalefet, yapılan iyi işleri de kabul etmiyor, yol göstermek yerine yolları tıkıyor. Ülke olarak iktidar-muhalefet ilişkisi nasılsa Bolu’da da öyle. Ancak yinede çoğu ilden daha iyi durumdayız, birliktelik olarak.
Tarihinde görmediği hizmeti gördü
Bolu Belediyesinin çalışmalarına da değinen Özkoç, “Bolu Belediyesi tarihinin vermediği hizmeti 5 yıl içerisinde vermiştir. Yollar yapılmıştır, pis su ve temiz su arıtma gibi devasa projeler hayata geçirilmiştir. 18. madde uygulamaları adaletli eşit bir şekilde yapılmaktadır. Terminal kısa bir süre sonra hizmete girecektir. Kısacası 5 yıl içinde Bolu Belediyesi çok büyük işler yaptı. Vatandaş samimiyete güvendi ve yeniden bizi göreve getirdi. Çok gururluyuz, çalışmalarımıza son gaz devam edeceğiz. Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz ve çalışma ekibini kutluyorum. Bolu’da çok güzel şeyler oluyor” dedi.
Bolu modern bir şehir olacak
Bolu’da çok olumlu işlerin yapıldığını belirten Özkoç, “Bolu yakın bir zaman sonra hakettiği yerde olacaktır. Şehir merkezi olarak modern bir şehir görünümüne kavuşması için çalışmalar yapıyoruz. İzzet Baysal Caddesi’ni trafiğe kapatıp, kaldırımları genişletip insanların burada oturabilecekleri, vakit geçirebilecekleri bir ortam hazırlama planlaması içindeyiz. Bolu sosyal olarakda çeşitli aktivitelere kovuşacak. İnsanlar akşamları çok şık mekanlarda oturabilecek, spor yapabilecek, gezebilecek, eğlenebilecek modern bir şehir olacağız. Belediye başkanımızın bu konuda düşünceleri ve çalışmaları var” dedi.
Davos ve Turizm
Herkesinde savunduğu Turizm konusunda yatırımların yapılması gerektiğini söyleyen Özkoç, “Bolu Turizm potansiyeli olan bir şehir. Hatta Dünyanın nadide şehirlerinden. Kış turizminde Kartalkaya ve Gerede Arkut Dağımız var. Buralarda tesisleşmeler devam edecek. Bu konuda Bakanlık nezdinde çalışmalar var. Milletvekillerimiz de bu konuda çalışmalarını sürdürüyor. Diğer bir konu ise Abant. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözü var. Abant Davos olacak. Evet öyle de olacak. Abant’da çalışmalar başlatıldı. Abant çok güzel bir yer olacak. Yedigöller, Gölcük gibi güzel mekanlarımız var. Seben Göleti’de turizme kazandırılacak. Termal turizmi için çok büyük yatırımlar yapılıyor. Kısa bir süre sonra sağlık turizminde en önde şehir olacağımıza inanıyorum. Turizm alanında Bolu’nun önü açık. Bütün ilçelerimiz bile birer inci. Göynük’de, Mudurnu’da bulunan tarihi kültür çok büyük bir avantaj. Buralarda turizm bölgeleri. Bolu’yu 10 yıl sonra Dünya tanıyacak”
Boluspor şampiyon olacak
Boluspor Mali Asbaşkanlık görevini yürüten Seyit Ali Özkoç, Boluspor’un bu sene şampiyon olacağını söyledi. Çok başarılı bir yönetime sahip olduklarını bildiren Özkoç, “Yönetimimiz Boluspor’u amatör kümeye düşerken devr aldı. 5 yıl içinde 2 şampiyonluk 3 play-of heyecanı yaşattı. Sportif başarının haricinde tesisleşmede önemli adımlar attı. Bu yıl şampiyonluk parolası ile lige başladık. Teknik direktör ve futbolcular arasında iletişim kopukluğu vardı ve istenmeyen bir şekilde puanlar kaybedildi. Ama hedefimizden bir sapma yok. Boluspor kendini toparlayıp kısa bir sürede ligde söz sahibi olacaktır. İlk iki sırada yer alıp direk Süper Lige çıkmayı başaracağız” dedi.
Boluspor’un Belediye’ye zararı yok yararı var
Boluspor’un Bolu Belediyesi’ne yük olmadığını belirten Özkoç, “Boluspor Belediye’den maddi olarak destek almıyor. Kesinlikle yük olmuyor. Hatta zararı yok yararı var. Şöyle ki, Belediyenin işlettiği ve hep zarar ettiği ekmek fırınını Boluspor aldı. Şuan orada kar elde ediliyor ve Boluspor’a gelir sağlanıyor. Öbür yandanda sürekli zarar eden Belediye’yi bu durumdan kurtarıyor. Yine otopark meselesi. Belediyeye yük olan bu meseleyi de Boluspor çözdü. Kendine kaynak elde etti ve Belediyeyi zarardan kurtardı”
Tarih: 11/11/2009 -